İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.
Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…
İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.
En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.
O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.
Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.
Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.
İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.
Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.
Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.
Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.
Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.
Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Yorumlar yükleniyor…