Ne Zaman Bu Kadar Kolay Zarar Verir Olduk?
Öfkelenebilirsiniz. Ama öfkeniz, başka bir insanın hayatından daha değerli değildir.
Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.
Bir tartışma çıkıyor.
Bıçak çekiliyor.
Bir kimlik kontrolü yapılıyor.
Silah ateşleniyor.
Çocuklar kavga ediyor.
Ambulanslar okul bahçesine giriyor.
Sonra ekranlarımızda birkaç kelime beliriyor:
“1 ölü.”
“2 yaralı.”
“1 şehit.”
Okuyoruz.
Üzülüyoruz.
Kızıyoruz.
Paylaşıyoruz.
Sonra parmağımızı ekranda biraz yukarı kaydırıyoruz.
Belki asıl korkmamız gereken yer tam da burası.
Şiddetin yalnızca artması değil;
bizim şiddete alışmaya başlamamız.
Bir insanın hayatı ne zaman bu kadar ucuzladı?
Bunu yalnızca son birkaç günün olayları için sormuyorum.
Trafikte tartışıyoruz.
Silah çıkıyor.
Yan baktın kavgası.
Bıçak çıkıyor.
Okulda tartışma.
Bıçak.
Aile kavgası.
Silah.
Sosyal medyada ise başka bir dil:
“Gebert.”
“Döveceksin.”
“Ben olsam yaşatmam.”
“İyi yapmış.”
“Hak etmiş.”
Bazen şaka.
Bazen öfke.
Bazen gerçekten inanarak.
Ama aynı kelimeleri yeterince tekrar ettiğimizde çok tehlikeli bir şey olabilir:
Şiddet, olağanüstü bir davranış olmaktan çıkıp zihnimizde sıradan bir seçenek hâline gelebilir.
Çocuklar bizim söylediklerimizi değil, normalleştirdiklerimizi de öğreniyor
Çocuğumuza:
“Şiddet kötüdür.”
diyoruz.
Sonra trafikte biri önümüze geçince küfrediyoruz.
“Kimseye vurulmaz.”
diyoruz.
Sonra televizyondaki bir insan için:
“Bunun ağzını burnunu kıracaksın.”
diyoruz.
“Kendini kontrol et.”
diyoruz.
Ama kendi öfkemizi kontrol edemiyoruz.
Çocuk burada hangisini öğreniyor?
Söylediğimizi mi?
Yaptığımızı mı?
Belki çocuklarımızın şiddet eğitimini yalnızca okul vermiyor.
Evdeki soframız da veriyor.
Televizyon da veriyor.
Sosyal medya da veriyor.
Sokak da veriyor.
Biz de veriyoruz.
En tehlikeli cümle: “Kendimi kaybettim”
Hayır.
Bazen insan kendisini kaybetmez.
Kendisini durdurmaz.
Bu ayrım önemli.
Öfke gerçekten düşünmeyi zorlaştırabilir.
Dürtüler güçlenebilir.
İnsan o anda normalde yapmayacağı şeyler yapabilir.
Psikoloji bize bunları anlamaya yardımcı olur.
Ama psikoloji şiddetin mazereti değildir.
Çünkü milyonlarca insan her gün öfkeleniyor.
Reddediliyor.
Aşağılanıyor.
Haksızlığa uğradığını düşünüyor.
Kavga ediyor.
Ama karşısındaki insanı öldürmüyor.
Bu nedenle:
Öfke açıklamanın bir parçası olabilir.
Mazeret olamaz.
Bıçak bir çocuğun cebine girmeden önce zihnine girer
Burada yalnızca okul kapısındaki güvenliği konuşursak eksik konuşuruz.
Evet, çocukların okula kesici aletlerle girememesi için önlem alınmalı.
Ama daha rahatsız edici soru başka:
Bir çocuk neden bir çatışmaya giderken yanında bıçak taşıma ihtiyacı hissediyor?
Bıçağın cebinde bulunmasından önce, onun zihninde bir ihtimal hâline gelmiş olması gerekiyor.
“Bir şey olursa kullanırım.”
İşte mücadele edilmesi gereken yerlerden biri burası.
Çocuğa yalnızca:
“Bıçak taşıma.”
demek yetmez.
Bıçağa ihtiyaç duyduğunu düşündüren güç anlayışını da konuşmak gerekir.
“Kendini ezdirme” diye büyüttüğümüz çocuklara dikkat
Bu cümleyi kötü niyetle söylemiyoruz.
Çocuğumuz güçlü olsun istiyoruz.
Ama bazen “güç” ile “karşılık vermeyi” birbirine fazla yaklaştırıyoruz.
Sana vurduysa sen de vur.
Sana laf söylediyse altında kalma.
Korktuğunu belli etme.
Ezdirme kendini.
Peki başka bir güç tanımı öğretiyor muyuz?
Kendini durdurabilmek.
Oradan uzaklaşabilmek.
Yardım isteyebilmek.
Arkadaşlarının gazına gelmemek.
Reddedilmeyi kaldırabilmek.
“Bana bunu yaptı ama ben hayatımı mahvetmeyeceğim.”
diyebilmek.
Belki çocuklara öğretebileceğimiz en güçlü cümlelerden biri şudur:
Her karşılık vermediğin kavga, kaybettiğin kavga değildir.
Sonra bir polis eve dönemiyor
Ankara'da polis memuru Ahmet Türkoğlu görevi başında uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu.
Bir haber metninde birkaç satır.
Ama bir aile için hayatın ikiye ayrılması.
Dün vardı.
Bugün yok.
Bir insanın birkaç saniyelik davranışı, başka insanların hayatında yıllarca kapanmayacak bir boşluk bırakabiliyor.
Polis memurumuz Ahmet Türkoğlu'na Allah'tan rahmet diliyorum.
Mekânı cennet olsun.
Ailesinin, yakınlarının, Emniyet Teşkilatı'nın ve milletimizin başı sağ olsun.
Sonra okul bahçesinde ambulans görüyoruz
Bugün de Esenyurt'ta öğrenciler arasında yaşanan bıçaklı kavgada iki öğrenci yaralandı. Mevcut güvenilir haberlerde hayatını kaybeden öğrenci bilgisi doğrulanmış değil.
Daha önce de söylediğim gibi, bu olayların nedenlerinin aynı olduğunu bilmiyoruz.
Faillerin psikolojileri hakkında uzaktan teşhis koyamayız.
Ama olayları yan yana gördüğümüzde toplumsal olarak sormamız gereken soru değişmiyor:
Çatışmayla şiddet arasındaki mesafe neden bu kadar kısalıyor?
Bir insanla anlaşamamak başka şeydir.
Ona zarar vermeyi seçenek olarak görmek başka.
İşte konuşmamız gereken eşik bu.
Belki de şiddet yumruk atıldığında başlamıyor
Bir insanı sürekli aşağılamak da şiddetin dilini besleyebilir.
Bir çocuğa:
“Erkek adam karşılığını verir.”
demek de.
Sosyal medyada birinin dövülmesine gülmek de.
Sevmediğimiz birine yapılan saldırıya:
“Hak etmiş.”
demek de.
Çocuğun öfkesini:
“Büyüyünce geçer.”
diye sürekli küçümsemek de başka riskleri gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Şiddet tek bir sebepten doğmaz.
Ama bir toplumun şiddetle kurduğu ilişki, yalnızca cinayet istatistiklerinde görünmez.
Kullandığı dilde de görünür.
En büyük tehlike alışmak
Bugün bir okul.
Yarın başka bir kavga.
Sonra başka bir silahlı saldırı.
Ve insan zihninin çok güçlü ama bazen çok tehlikeli bir özelliği devreye giriyor:
Alışıyoruz.
İlk haberde irkiliyoruz.
İkincisinde kızıyoruz.
Onuncusunda yalnızca başlığı okuyoruz.
İşte buna izin vermemek gerekiyor.
Bir okul bahçesindeki ambulans görüntüsü normal değildir.
Bir tartışmada bıçak çekilmesi normal değildir.
Trafikte silah taşımak normal değildir.
Bir insana kızınca ölüm tehdidi savurmak normal değildir.
Şiddetin sık görülmesi, onu normal yapmaz.
“Ne oluyor bize?” diye sormak yetmiyor
Bu cümleyi çok seviyoruz.
“Toplum nereye gidiyor?”
“Gençlere ne oluyor?”
“İnsanlar çok öfkeli.”
Bunları söyleyip kendimizi meselenin dışına çıkarıyoruz.
Oysa daha zor sorular var.
Biz öfkelendiğimizde nasıl konuşuyoruz?
Çocuklarımız bizi kavga ederken ne görüyor?
Sosyal medyada hangi şiddet görüntülerini eğlence diye paylaşıyoruz?
Kendi tarafımız şiddet kullandığında da aynı tepkiyi veriyor muyuz?
Bir çocuk tehdit dili kullandığında gerçekten ciddiye alıyor muyuz?
Evimizde güç kavramını nasıl öğretiyoruz?
Çünkü toplum dediğimiz şey başka insanlar değil.
Biziz.
Öfke mazeret değildir
İnsan öfkelenir.
Çok öfkelenir.
Kendisine haksızlık yapıldığını düşünür.
Aşağılanır.
Reddedilir.
Korkabilir.
Bütün bunları anlamaya çalışmalıyız.
Ama çizgi çok net olmalı:
Öfke mazeret değildir.
Öfke size hakaret etme hakkı vermez.
Dövmek için ruhsat vermez.
Bıçak kullanma hakkı vermez.
Tetiğe basma hakkı hiç vermez.
Çünkü sizin birkaç dakikalık öfkeniz geçer.
Ama karşınızdaki insanın yarası kalabilir.
Bir çocuk hayatı boyunca taşıyabilir.
Bir aile parçalanabilir.
Bir baba eve dönemeyebilir.
Bir insan ölebilir.
Sonra siz sakinleşirsiniz.
Ama hayat, yaptığınız şeyden önceki hâline dönmez.
Belki bugün ihtiyacımız olan cümle çok basit:
Öfkelenebilirsiniz.
Ama öfkeniz, başka bir insanın hayatından daha değerli değildir.
Ve eğer bunu çocuklarımıza öğretemiyorsak, okullara koyacağımız hiçbir başarı belgesi eksik kalan o dersi tamamlayamaz.

Yorumlar yükleniyor…