← Yazılara dön
İNSAN DAVRANIŞI & KENDINI TANIMAK

O Kaybetti. Sen Rahatladın.

Ama onun düşmesi, bizim yükseldiğimiz anlamına gelmez.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

Bir arkadaşınızın aylardır beklediği terfiyi alamadığını düşünün.

“Üzüldüm” diyorsunuz.

Gerçekten üzülmüş de olabilirsiniz. Ama içinizde, kendinize bile açıklamak istemediğiniz küçük bir rahatlama var.

Üstelik aynı pozisyon için yarışmıyorsunuz. Onun kaybı size yeni bir fırsat yaratmadı. Maaşınız artmadı, işleriniz düzelmedi, hayatınızdaki hiçbir sorun çözülmedi.

Yalnızca o, bir adım daha öne geçemedi.

Peki sizin hayatınızda hiçbir şey iyileşmediği hâlde neden biraz daha iyi hissettiniz?

Belki onun başarısı, sizin için yalnızca onun başarısı değildi

Bir arkadaşınızın iyi haberini duyduğunuzda aklınızdan geçen ilk düşünceye bakın.

“Onun adına sevindim.”

Bazen gerçekten yalnızca budur.

Bazen de hemen ardından başka bir cümle gelir:

“Biz aynı zamanda başladık. Ben neden hâlâ buradayım?”

O andan itibaren onun başarısını değil, kendi hayatınızı değerlendiriyorsunuzdur.

Sanki onun aldığı terfi, sizin neden terfi etmediğinizi soruyordur. Kurduğu iş, sizin ertelediğiniz planı hatırlatıyordur. Yaptığı şey, yapamadıklarınızın karşısına konmuştur.

O kendi hayatında ilerlemiştir. Siz bunu kendinizin geride kaldığına dair bir haber gibi duymuş olabilirsiniz.

Wilco van Dijk ve arkadaşlarının 2011’de yayımlanan iki çalışması, başarılı birinin kişinin kendi değerine ilişkin algısında yarattığı tehdit hissiyle, o kişinin sonraki talihsizliğine duyulan sevinç arasında bağlantı buluyor. Araştırmacılar, başkasının kaybının bazı koşullarda kişinin kendisine ilişkin olumlu görüşünü korumasına hizmet edebileceğini belirtiyor. PubMed

Bu, günlük hayatımız için rahatsız edici bir ihtimali düşündürüyor:

Bazen kendi hayatımız ilerlediği için değil, kendimizi kıyasladığımız insan durduğu için rahatlıyor olabiliriz.

“Zaten hak etmişti”

Başkasının kaybına sevindiğimizi kabul etmek kolay değil.

Ama “Zaten çok havalanmıştı” demek daha kolay.

“Biraz da o zorlanmalıydı.”

“Her şey onun istediği gibi olmamalı.”

Bunları söylerken gerçekten bir adaletsizliğe itiraz ediyor olabiliriz. Fakat kendi duygumuzu daha kabul edilebilir bir açıklamanın arkasına yerleştiriyor olabilir miyiz?

Mehmet Can Sevinçli ve Yasemin Abayhan’ın 2023’te yayımladığı araştırmada, 139 üniversite öğrencisine farklı özelliklerdeki kişiler hakkında hikâyeler okutuluyor. Hedef kişi güvenilmez olarak sunulduğunda katılımcılar, onun talihsizliğine daha fazla sevindiklerini ve yaşadığını daha çok hak ettiğini düşündüklerini bildiriyor. DergiPark

Bu bulgu, “Hak etmişti” diyen herkesin aslında kıskandığını kanıtlamıyor. Belirli senaryolara verilen cevaplardan bütün insanların niyetlerini okuyamayız.

Ama kendimize şu soruyu sorabiliriz:

Bir haksızlığın düzelmesine mi seviniyorum, yoksa onun benden daha iyi durumda olmamasına mı?

Birinin başkalarını ezerek elde ettiği kazancı kaybetmesiyle, bize hiçbir zararı dokunmamış birinin başarısızlığı aynı mesele değildir.

İkisini aynı “hak etti” cümlesine sığdırmayalım.

Onun kaybında neyi arıyoruz?

Bu yazıyı okurken sizi kıskandığını düşündüğünüz insanları hatırlamak kolay.

Daha zor olan, kendi içinizdeki o küçük rahatlamayı hatırlamak.

Kimin işi kötü gittiğinde biraz gevşediniz? Kimin başarısızlığı size kendi durumunuzu daha katlanılır gösterdi?

Bir an böyle hissetmiş olmak, bütün karakteriniz hakkında verilmiş bir hüküm değildir. Önemli olan o duyguyu fark ettiğinizde ne yaptığınız.

Onu küçümseyecek yeni nedenler mi arıyorsunuz?

Yoksa dönüp kendinize başka bir soru sorabiliyor musunuz?

“Onun başarısı, benim hayatımda hangi eksikliği hatırlatıyordu?”

Belki fark edilmek istiyorsunuz. Belki uzun zamandır ertelediğiniz bir hedefiniz var. Belki kendi emeğinizin karşılığını alamadığınızı düşünüyorsunuz.

Bunları anlamak, onun kaybını izlemekten daha zor olabilir. Ama onun kaybetmesi bunları sizin için çözmez.

Van Dijk ve arkadaşlarının çalışmalarında, kişilere kendilerine ilişkin olumlu değerlendirmelerini destekleme imkânı verildiğinde, tehdit hissiyle bağlantılı bu sevinç tepkisinin zayıfladığı da görülüyor. Bu, herkes için hazır bir çözüm değil; odağı yalnızca başkasından değil, kendimizi nasıl değerlendirdiğimizden de kurmamız gerektiğini düşündüren bir bulgu. PubMed

O kaybetti. Peki sen ne kazandın?

Arkadaşınızın terfi alamaması, sizin işinizdeki sorunu çözmedi.

Bir tanıdığınızın girişiminin başarısız olması, sizin planınızı hayata geçirmedi.

Onun kötü günü, size iyi bir hayat kurmadı.

Bu yüzden başkasının kaybıyla gelen rahatlamayı, kendi hayatımızdaki ilerlemeyle karıştırmayalım.

Kendimizi iyi hissetmek için bir başkasının kötü haberine ihtiyaç duyuyorsak, yalnızca onun hayatına bakarak çözemeyeceğimiz bir meselemiz var demektir.

O kaybettiğinde hissettiğimiz şeyden kaçmadan, kendi hayatımıza dönelim.

Çünkü onun kaybı birkaç dakikalığına içimizi rahatlatabilir.

Ama onun düşmesi, bizim yükseldiğimiz anlamına gelmez.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Ama onun düşmesi, bizim yükseldiğimiz anlamına gelmez. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Kendinizi başkalarıyla kıyasladığınızı fark ettiğinizde odağınızı kendi hayatınıza nasıl çeviriyorsunuz?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.