Seni “Hayır” Diyene Kadar Çok Sevdiler.
Bazı insanlar sizi sevdiğini söyler. Ta ki ilk kez kendi istediğinizi yapana kadar.
Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.
Bazı insanlar sizi sevdiğini söyler. Ta ki ilk kez kendi istediğinizi yapana kadar.
Yıllarca anlayışlıydınız.
Kimseyi kırmadınız.
Herkese yetiştiniz.
Kendi planlarınızı ertelediniz.
Size hep aynı şeyi söylediler:
“Ne kadar iyi bir insansın.”
Sonra bir gün yalnızca “Hayır.” dediniz.
Bir anda değişmiş oldunuz.
Bencil oldunuz.
Düşüncesiz oldunuz.
Eskisi gibi olmadığınız söylendi.
Oysa belki karakteriniz hiç değişmemişti.
Sadece artık herkesin istediğini yapan insan değildiniz.
İşte burada rahatsız edici bir soru var:
Sizi gerçekten iyi olduğunuz için mi seviyorlardı, yoksa onlara hiç zorluk çıkarmadığınız için mi?
İyi insan mıydın, kolay insan mı?
“Onunla hiç sorun yaşamazsın.”
Bir insan hakkında kurulabilecek güzel bir cümle gibi gelir.
Ama bazen bu cümlenin devamını sormak gerekir:
Neden hiç sorun yaşamıyorsunuz?
Birbirinizi gerçekten anladığınız için mi?
Anlaşamadığınızda iki taraf da geri adım atabildiği için mi?
Yoksa sorun çıkmasın diye hep aynı insan sustuğu için mi?
Bazı ilişkilerde huzur, taraflardan birinin görünmeyen fedakârlıkları üzerinde yükselir.
Gideceğiniz yere o uyum sağlar.
Saati o değiştirir.
Kırıldığında konuyu o kapatır.
Rahatsız olduğu şakaya bile ortam bozulmasın diye o güler.
Dışarıdan bakıldığında ne kadar uyumlu olduğunuz görülür.
İçeriden bakıldığında ise bir kişinin isteklerinin sürekli ertelendiği fark edilebilir.
Sonra o insan bir gün:
“Bu şaka hoşuma gitmiyor.”
der.
Birden neşesiz olur.
“Bu kez benim istediğim yere gidelim.”
der.
Zorlaşır.
“Benimle böyle konuşulmasını istemiyorum.”
der.
Fazla hassaslaşır.
Oysa belki de ilk kez kendisini de hesaba katıyordur.
Çünkü bazı insanlar sizin iyi olmanıza değil, onlara iyi gelmenize alışmıştır.
Ve bu ikisi aynı şey değildir.
İnsanlar bazen karakterinizi değil, kendilerine sağladığınız kolaylığı sever
İnsan zihni tekrar eden davranışlara alışır.
Bir arkadaşınız sizi her aradığında telefonu açıyorsanız, bir süre sonra ulaşılabilir olmanız onun için olağan hâle gelebilir.
Her davete katılıyorsanız, geleceğiniz varsayılabilir.
Her sorunu çözüyorsanız, çözmeniz beklenebilir.
Her tartışmada alttan alıyorsanız, bir gün itiraz etmeniz şaşkınlık yaratabilir.
Başlangıçta takdir edilen davranış, zamanla beklentiye dönüşebilir.
İşte burada ilişkiler açısından önemli bir tehlike doğar:
İnsanlar bazen sizin fedakârlığınızı bir tercih olarak değil, kişiliğinizin değişmez bir parçası olarak görmeye başlar.
Artık yardım ettiğiniz için teşekkür edilmez.
Yardım etmediğinizde hesap sorulur.
Ve bir zamanlar gönüllü yaptığınız şey, farkına varmadan göreviniz hâline gelir.
Bu nedenle bazı ilişkilerde ilk “Hayır.” kelimesi yalnızca bir isteğin reddedilmesi değildir.
Yıllardır kurulmuş görünmez bir düzenin bozulmasıdır.
İyi biri olarak kalmanın yorucu şartı
Bir davetin iptal edildiğini öğrendiğinizde rahatladığınız oldu mu?
Aslında gitmek istemiyordunuz.
Yorgundunuz.
Evde kalmak istiyordunuz.
Ama bunu söylemek de istemiyordunuz.
Karşı taraf daveti iptal ettiğinde üzerinizden bir yük kalktı.
Çünkü hem istediğinizi yapabildiniz hem de kimseyi kıran kişi olmadınız.
Bazen insanın ihtiyacı tam olarak budur:
Kendi isteğini yaşayabilmek için başka birinin ona mazeret vermesi.
Çünkü zihninde iki seçenek oluşmuştur:
Ya isteneni yapacaktır ya da kötü insan olacaktır.
Arada üçüncü bir ihtimal göremez:
“Seni önemsiyorum ama bunu yapmak istemiyorum.”
Bu yüzden hayır demeden önce gerekçeler hazırlamaya başlar.
Ne kadar yorgun olduğunu anlatır.
Ertesi gün kaçta kalkacağını söyler.
Haftasının ne kadar yoğun geçtiğini açıklar.
Karşısındaki ikna olmazsa başka bir gerekçe bulur.
Sanki kendi hayatıyla ilgili bir kararın geçerli sayılması için bütün itirazları tek tek çürütmesi gerekiyordur.
Bir süre sonra insan kendisine:
“Ben ne istiyorum?”
diye sormayı bırakabilir.
Onun yerine:
“Ne söylersem bana kızmazlar?”
diye düşünmeye başlar.
İşte bu noktada kaybedilen şey yalnızca zaman değildir.
İnsanın kendi isteğini açıkça söyleyebilme cesareti de zayıflayabilir.
Peki, biz kimin “Hayır”ını kabul edemiyoruz?
Buraya kadar okurken aklınıza bazı insanlar gelmiş olabilir.
Sizi sürekli yoranlar.
Fedakârlıklarınızı normal kabul edenler.
İlk itirazınızda değiştiğinizi söyleyenler.
Belki de haklısınız.
Ama şimdi yazının yönünü değiştirelim.
Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkalarının yanlışlarını fark ettiğinde değil, kendi davranışlarını sorguladığında başlar.
Şimdi başka birini düşünün.
Sizi neredeyse hiç geri çevirmeyen birini.
Bir şey istediğinizde kabul edeceğinden emin olduğunuz bir arkadaşınızı.
“Nasıl olsa o halleder.”
dediğiniz bir çalışanınızı.
“Beni kırmaz.”
diye düşündüğünüz bir yakınınızı.
Peki o insan size ilk kez hayır dediğinde ne hissediyorsunuz?
Gerçekten yalnızca isteğinizin gerçekleşmemesine mi üzülüyorsunuz?
Yoksa alıştığınız önceliği kaybetmek mi sizi rahatsız ediyor?
Bir çalışanınız düşünün.
Yıllardır işini iyi yapıyor.
Sorumluluk alıyor.
İhtiyaç olduğunda destek veriyor.
Sonra bir gün:
“Bunu bugün yetiştiremem.”
diyor.
O güne kadar yaptığı bütün iyi şeyler bir anda gözünüzden düşüyor mu?
“Eskisi kadar istekli değil.”
diye düşünüyor musunuz?
Belki isteği azalmamıştır.
Sadece kapasitesinin bir sınırı olduğunu ilk kez size açıkça söylemiştir.
Bir de yakınınızı düşünün.
Ona yıllarca kendi kararlarını vermesini söylediniz.
Kendisine güvenmesini istediniz.
Şimdi gerçekten kendi kararını veriyor.
Sizin önerinizi dinliyor ama başka bir yolu seçiyor.
Rahatsız oluyor musunuz?
Çünkü bazen insan karşısındakinin bağımsız olmasını ister.
Ama kendisinden bağımsız olmasını istemez.
İşte sevgiyle kontrolün birbirine karışabildiği yer burasıdır.
“Bana hayır dedi, demek ki beni önemsemiyor”
Bazen reddedilen şey çok küçüktür.
Ama içimizde büyüyen duygu çok daha büyüktür.
Arkadaşımız:
“Bu akşam konuşacak hâlim yok.”
der.
Biz:
“Benimle ilgilenmek istemiyor.”
diye düşünürüz.
Yakınımız:
“Bu hafta gelemeyeceğim.”
der.
Biz:
“Artık hayatında eskisi kadar önemli değilim.”
diye yorumlarız.
Oysa söylenen cümleyle bizim duyduğumuz cümle her zaman aynı değildir.
Karşımızdaki insan yalnızca bir planı reddetmiştir.
Biz ise bazen bunu kendimize verilmiş bir değer hükmü gibi algılarız.
Ve farkında olmadan ondan bir şey beklemeye başlarız:
Bize hâlâ değer verdiğini kanıtlamasını.
Nasıl mı?
İstediğimizi yaparak.
Oysa bir insan sizi sevebilir ve yorgun olabilir.
Sizi önemseyebilir ve yalnız kalmak isteyebilir.
Size değer verebilir ve sizinle aynı fikirde olmayabilir.
Çünkü sevgi, her isteğin kabul edilmesi anlamına gelmez.
Bir “Hayır”ın cezası kaç gün sürüyor?
“Tamam, sen bilirsin.”
Bazen bu cümleyle konuşma biter.
Ama hesap kapanmaz.
Mesajlar kısalır.
Ses tonu değişir.
Araya mesafe girer.
Bir sonraki görüşmede küçük bir gönderme yapılır.
“Sen zaten artık eskisi gibi değilsin.”
denir.
Karşı taraf bir süre sonra verdiği karar için kendisini açıklamak zorunda hisseder.
Belki özür diler.
Belki gönül almaya çalışır.
Belki bir sonraki sefer istemediği hâlde evet der.
Biz de:
“Sonunda beni anladı.”
diye düşünürüz.
Oysa bazen insan karşısındakini anladığı için değil, onun tepkisiyle uğraşmaktan yorulduğu için kabul eder.
Elbette herkes zaman zaman kırılabilir ve sakinleşmek için mesafeye ihtiyaç duyabilir.
Ama bu mesafe sürekli olarak karşı tarafı kararından döndürmenin bir aracına dönüşüyorsa, artık başka bir sorun vardır.
Çünkü insanın hayır deme hakkı yalnızca kelimeyi söyleyebilmesiyle ölçülmez.
O kelimeyi söyledikten sonra başına gelenlerle de ölçülür.
Her “Hayır” haklı değildir
Burada önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.
İnsanın sınır koyması, bütün sorumluluklarından vazgeçebileceği anlamına gelmez.
Verilmiş sözler vardır.
Ortak sorumluluklar vardır.
Bakım gerektiren durumlar vardır.
Bir insan:
“Ben sınır koyuyorum.”
diyerek birlikte taşıdığı bütün yükü başkasının üzerine bırakamaz.
Aynı şekilde her itirazı manipülasyon, her kırgınlığı kontrol etme isteği olarak değerlendirmek de doğru değildir.
Bir ilişkide iki insanın ihtiyaçları çatışabilir.
Bazen bizim hayırımız karşımızdaki insanı gerçekten zor durumda bırakabilir.
Bunu konuşmak gerekir.
Fakat burada kendimize dürüstçe sormamız gereken bir soru vardır:
Gerçekten haksızlığa mı uğradık, yoksa yalnızca istediğimiz mi olmadı?
Bir söz mü tutulmadı?
Yoksa hiç sorulmadan kabul edileceğini düşündüğümüz bir istek mi reddedildi?
Bu ayrımı yapmadan verdiğimiz tepki, sevdiğimiz insanı kendi ihtiyaçlarından vazgeçmeye zorlayabilir.
Bazı insanlar değişmez, yalnızca artık kendilerinden vazgeçmez
Bir insan yıllarca herkese uyum sağlayabilir.
Sonra hayatının bir döneminde kendisine daha fazla yer açmaya başlayabilir.
Daha az görüşebilir.
Bazı davetleri reddedebilir.
Rahatsız olduğu davranışları söyleyebilir.
Kendi kararlarını kendisi verebilir.
Ve çevresinden aynı cümleyi duyar:
“Sen çok değiştin.”
Belki gerçekten değişmiştir.
İnsanlar zamanla değişir.
Ama değişmek her zaman kötüleşmek değildir.
Bazen insanın değişimi, çevresindekilerin alıştığı kolaylığın sona ermesidir.
Bu nedenle birinin değiştiğini düşündüğümüzde hemen:
“Eskiden böyle değildi.”
demek yerine başka bir soru sorabiliriz:
“Eskiden böyle davranmasının bedelini kim ödüyordu?”
Belki de özlediğimiz eski hâli, onun için daha iyi olan hâli değildir.
Bizim için daha kolay olan hâlidir.
Sevginin gerçek sınavı
Bir insanı sevmek, onun bütün kararlarını beğenmek değildir.
Her zaman aynı fikirde olmak değildir.
Her isteğine katılmak değildir.
Bazen karşımızdaki insanın kararını yanlış bulabiliriz.
Endişelenebiliriz.
Kırılabiliriz.
Bunların hepsi ilişkilerin içinde olabilir.
Ama sevginin olgun tarafı belki de tam burada ortaya çıkar:
Karşımızdaki insan bizim istediğimizi yapmadığında ona nasıl davranıyoruz?
Sıcaklığımızı koruyabiliyor muyuz?
Onu dinlemeye devam edebiliyor muyuz?
Yoksa sevgimizi yeniden kazanması için önce kararından vazgeçmesini mi bekliyoruz?
Çünkü bir insanı yalnızca beklentilerimizi karşıladığı sürece iyi buluyorsak, ortada sorgulamamız gereken bir şey olabilir.
Sevdiğimiz insanın kendisi mi, yoksa hayatımızda bize sağladığı kolaylık mı?
Belki de bu yazının en rahatsız edici sorusu burada saklı.
Kendi hayırımızı özgürlük sayarken, başkasının hayırını nankörlük olarak mı görüyoruz?
Kendimiz için anlayış beklerken, başkasının sınırını bencillik olarak mı yorumluyoruz?
Bir insan bize hayır dediğinde sevgimiz azalıyorsa, bunun nedenini gerçekten biliyor muyuz?
Çünkü bazen bir insanın karakteri değişmez.
Sadece artık bizim istediğimiz her şeyi yapmaz.
Ve biz buna:
“Çok değiştin.”
deriz.
Oysa belki değişen o değildir.
Bizim onun üzerindeki etkimizdir.
Sonunda kendimize tek bir soru kalıyor:
Bir insan size “Hayır” dedikten sonra gönlünüzü almak zorunda kalıyorsa, ona gerçekten ne kadar “Hayır” deme hakkı tanıyorsunuz?

Yorumlar yükleniyor…