← Yazılara dön
HAYAT & ÇALIŞMA KÜLTÜRÜ

Adam Olmayı Bir Koltuğa Bağladık.

Çocuğun geleceğini kuran emek, çocuğa kaçması gereken gelecek olarak anlatılıyor.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

Bir insan çocuğunu elleriyle kazandığı parayla okutuyor.

Sonra ona şöyle diyor:

“Oku ki benim gibi çalışmak zorunda kalma.”

Çocuğun geleceğini kuran emek, çocuğa kaçması gereken gelecek olarak anlatılıyor.

Elbette o anne veya baba çocuğunun daha az yorulmasını, daha güvenli çalışmasını, emeğinin karşılığını almasını istiyor.

Ama kuşaktan kuşağa taşıdığımız bu öğüdün içinde, niyetimizden farklı bir mesaj da olabilir:

“Bu işi yapanlara ihtiyacımız var. Ama sen onlardan biri olma.”

Çalışmayı değil, çalıştırmayı mı başarı saydık?

İki insan düşünün.

Biri yıllar içinde mesleğinde ustalaşıyor. Daha zor sorunları çözüyor, bilgisini geliştiriyor, yeni insanlara iş öğretiyor.

Diğeri yönetici oluyor.

İkincisinin yükseldiğini hemen görüyoruz. Odası değişti, unvanı değişti, karar yetkisi arttı.

Birincisine ise bazen aynı soruyu soruyoruz:

“Sen hâlâ aynı işi mi yapıyorsun?”

Oysa aynı işi, artık aynı şekilde yapmıyor.

Bilgisi artmış. Yetkinliği gelişmiş. Başkalarının çözemediği yerde çözüm üretiyor.

Ama bizim başarı tarifimize girebilmesi için sanki yaptığı işi bırakması gerekiyor.

İşinde ustalaşmasını ilerleme saymıyoruz; o işi başkasına yaptırabilmesini yükselmek sayıyoruz.

Mesele yönetmekte değil. Yönetmek de bilgi, emek ve sorumluluk ister.

Mesele, saygınlığı yalnızca yöneten tarafa vermekte.

Elleri görüp bilgiyi kaçırıyoruz

Bir usta arızayı buluyor.

Biz söktüğü parçayı görüyoruz. O parçayı neden söktüğünü anlamasını sağlayan yılları değil.

Son müdahale birkaç dakika sürüyor. Ama o birkaç dakikayı mümkün kılan öğrenme, deneyim ve dikkat gözümüzün önünde değil.

Sonra yaptığı işi “el işi” diye tarif ediyoruz.

Sanki elin çalıştığı yerde akıl çalışmıyormuş gibi.

Yaşadıkça’da anlattığım çalışma hayatımda bunun tersini gördüm. Bir konuda yetkili olabilirdim; ama kararın nasıl uygulanacağını ustalardan öğrenmem gerekebilirdi. İşin başında bulunmakla işi bilmek aynı şey değildi.

Benim karar yetkim, onların bilgisini gereksiz kılmıyordu.

Bir masaya oturmak da o masanın dışında çalışan insanların bilgisini küçültmez.

Gençlere gösterdiğimiz geleceğe bakmak

Bir gencin masa başı iş istediğini duyunca kolayca hüküm verebiliyoruz:

“Kimse çalışmak istemiyor.”

Peki ona yıllarca başarının resmini nasıl çizdik?

Daha az yorulacağı, daha çok saygı göreceği, sözünün dinleneceği yer olarak hep aynı masayı gösterdiysek, şimdi neden o masayı istemesine şaşırıyoruz?

Üstelik burada yalnızca ailelerin kullandığı dili konuşmak yetmez.

İşveren olarak da kendimize bakalım.

Bir insanın daha iyi kazanması, söz sahibi olması ve mesleğinde ilerlemesi için mutlaka yöneticiliğe geçmesi mi gerekiyor?

Sahada kalan bir ustaya nasıl bir gelecek sunuyoruz?

Ustalığı sözle yüceltip, bütün ilerleme imkânlarını masa başına koyuyorsak, gençlere verdiğimiz asıl mesaj konuşmalarımız değil, kurduğumuz düzendir.

Daha iyi şartlar istemek başka, kendini üstün görmek başka

Kimse ağır çalışma koşullarını sevmek zorunda değil.

Bedensel emeği överek düşük ücreti, güvencesizliği veya yıpranmayı kabul edilebilir gösteremeyiz.

Çocuğumuzun bunları yaşamamasını istemek son derece anlaşılır.

Ama çözüm, o işi yapan insanları başarısız saymak değil; yaptıkları işle iyi bir hayat kurabilmelerini önemsemek.

Eğitimi de bu yüzden savunmalıyız.

İnsan daha çok öğrensin, seçenekleri çoğalsın, yaptığı işi daha iyi anlasın diye.

Bazı insanlara yukarıdan bakabileceği bir koltuğa ulaşsın diye değil.

Belki çocuklarımıza verdiğimiz öğüdün değişmesi gerekiyor:

“Oku ki bu işleri yapmak zorunda kalma” yerine…

“Oku, öğren. Hangi işi yaparsan yap, hakkını ver. Başkasının verdiği hakkı da gör.”

Çünkü masa başına geçmek, bir insanın hayatında yükselmek olabilir.

Masayı yapan insana yukarıdan bakmak ise değildir.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Sanki elin çalıştığı yerde akıl çalışmıyormuş gibi. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir meslekte ustalaşmanın da ilerleme olduğunu göstermek için sizce neyi değiştirmeliyiz?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.