İnsan En Çok, Değiştirmeye Çalıştığı Kişiye Bağlanır
Karşımızdaki insanla değil, onun bir gün dönüşeceğine inandığımız insanla ilişki yaşamaya başlarız.
Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.
Bazı ilişkilerde insanı tutan şey yalnızca sevgi değildir.
Umut da tutar.
“Bir gün anlayacak.”
“Biraz zaman geçsin, değişecek.”
“Beni gerçekten kaybedebileceğini fark ettiğinde değerimi anlayacak.”
“Öfkesini kontrol etmeyi öğrenecek.”
“Benim onda gördüğüm insan sonunda ortaya çıkacak.”
Ve farkında olmadan çok önemli bir şey olur:
Karşımızdaki insanla değil, onun bir gün dönüşeceğine inandığımız insanla ilişki yaşamaya başlarız.
İnsanları oldukları hâlleriyle değil, olabilecekleri hâlleriyle sevebiliriz
Bir insanın potansiyelini görmek kötü bir şey değildir.
Hatta sevginin güzel taraflarından biridir.
Karşımızdaki kişinin kendisinin bile göremediği iyi taraflarını görebiliriz. Ona inanabilir, zor zamanlarında yanında durabilir, gelişmesine destek olabiliriz.
Sorun, potansiyelle gerçeğin birbirine karıştığı yerde başlar.
Karşımızdaki insan bugün ne yapıyor?
Bize nasıl davranıyor?
Verdiği sözleri tutuyor mu?
Hatasını gördüğünde sorumluluk alıyor mu?
Değişmek istediğini yalnızca söylüyor mu, yoksa davranışlarında da görüyor muyuz?
Bunların yerine sürekli gelecekteki hâline bakıyorsak, artık ilişkinin içinde başka bir insan daha vardır:
Bizim zihnimizde yarattığımız kişi.
Gerçekte var olmayan ama bir gün ortaya çıkmasını beklediğimiz kişi.
“Aslında o böyle biri değil”
Bu cümleyi ilişkilerde sık duyarız.
“Aslında çok iyi biridir.”
“Normalde böyle davranmaz.”
“Çok şey yaşadı, o yüzden böyle.”
“Beni seviyor ama göstermeyi bilmiyor.”
“Biraz zamana ihtiyacı var.”
Bunların hepsi doğru olabilir.
İnsanlar zor dönemlerden geçebilir.
Hata yapabilir.
Travmaları, korkuları ve geçmiş deneyimleri davranışlarını etkileyebilir.
Ama bir insanın davranışını anlamak ile o davranışın hayatımızdaki sonuçlarını yok saymak aynı şey değildir.
Birinin neden öfkeli olduğunu anlayabilirsiniz.
Bu, size bağırmasını kabul etmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Birinin geçmişte güveninin kırıldığını anlayabilirsiniz.
Bu, sizi sürekli kontrol etmesini normalleştirmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Birinin sevgisini göstermekte zorlandığını anlayabilirsiniz.
Bu da sizin yıllarca sevgisiz hissetmeniz gerektiği anlamına gelmez.
Anlamak, katlanmak zorunda olmak değildir.
Bazen ilişkiye değil, ihtimale yatırım yaparız
Bir ilişkiye zaman verdikçe beklentimiz büyüyebilir.
“Bu kadar emek verdim.”
“Bu kadar bekledim.”
“Bu kadar şey yaşadık.”
“Şimdi bırakırsam hepsi boşa gitmiş olacak.”
Ve tam burada ilişki başka bir şeye dönüşebilir.
Artık yalnızca bugünkü mutluluğumuzu değerlendirmeyiz.
Geçmişte verdiğimiz emeği de kurtarmaya çalışırız.
Bir yıl beklediyseniz ikinci yılı vermek daha kolay gelir.
İki yıl beklediyseniz üçüncü yıl için:
“Biraz daha.”
dersiniz.
Çünkü vazgeçmek yalnızca bugünkü insandan vazgeçmek değildir.
Yıllardır gerçekleşmesini beklediğiniz gelecekten de vazgeçmektir.
Belki ayrılıkların bazılarını bu yüzden bu kadar ağır yaşıyoruz.
Kaybettiğimiz yalnızca insan değildir.
Onunla yaşayacağımızı düşündüğümüz hayat da kaybolur.
Sevgi bazen bizi iyi bir terapist olduğumuza inandırır
Sevdiğimiz insanın değişmesine yardımcı olmak isteriz.
Konuşuruz.
Anlatırız.
Sabrederiz.
Farklı yollar deneriz.
Bazen gerçekten işe yarar.
İnsanlar değişebilir.
İlişkiler insanların birbirinden öğrenmesine de yardımcı olabilir.
Fakat burada sınırı kaçırmak kolaydır.
Bir noktadan sonra ilişkinin tarafı olmaktan çıkıp karşımızdaki insanın sürekli düzelticisi hâline gelebiliriz.
Neden böyle davrandığını çözmeye çalışırız.
Çocukluğunu analiz ederiz.
Davranışlarının altında hangi korkunun bulunduğunu anlamaya çalışırız.
Sonra kendimize şunu söyleriz:
“Ben onu anlıyorum.”
Fakat bazen sormamız gereken başka bir soru vardır:
O da sizi anlamaya çalışıyor mu?
Çünkü sağlıklı bir ilişkide bütün psikolojik emeği tek kişinin taşıması gerekmez.
Bir insanın yaralarını anlayabilirsiniz.
Ama onları iyileştirmek sizin göreviniz değildir.
Değişmek istemek ile değişeceğini söylemek aynı şey değildir
Gerçek değişimin en önemli tarafı davranıştır.
“Değişeceğim.”
demek kolaydır.
Özellikle kaybetme korkusu ortaya çıktığında insanlar çok şey söyleyebilir.
Ama değişim tekrar eden davranışlarda görünür.
Daha önce aynı şey yaşandığında ne olmuştu?
Verilen söz tutuldu mu?
Aynı davranış tekrarlandı mı?
Sorumluluk alındı mı?
Yoksa her seferinde yeni bir açıklama mı bulundu?
İnsanın söylediklerine elbette değer vermeliyiz.
Ama ilişkilerde uzun vadede güveni oluşturan şey niyet değil, tekrar eden davranıştır.
Çünkü bir insan sizi sevdiğini söyleyebilir.
Ama siz onun sevgisini yalnızca sözlerinde görüyorsanız, bir noktada şu soruyu sormanız gerekir:
Bu sevginin davranıştaki karşılığı nerede?
Bazen değiştirmeye çalıştığımız kişiye daha fazla bağlanırız
Burada ilginç bir çelişki ortaya çıkar.
Bir ilişkide ne kadar fazla emek verirsek, o ilişkiden vazgeçmek o kadar zorlaşabilir.
Çünkü artık yalnızca sevgi yoktur.
Emek vardır.
Zaman vardır.
Sabır vardır.
Hayaller vardır.
Verdiğimiz tavizler vardır.
Ve insan bazen verdiği emeği, ilişkinin değerinin kanıtı sanabilir.
Oysa çok emek vermiş olmanız, doğru yerde olduğunuz anlamına gelmez.
Bazen yalnızca çok emek vermişsinizdir.
Bu ayrım acı olabilir.
Çünkü insan:
“Bunca zaman neden uğraştım?”
sorusuyla karşılaşır.
Fakat geçmişte verdiğimiz emeğin boşa gitmemesi için geleceğimizi de aynı yere vermek zorunda değiliz.
İnsan değişebilir mi?
Elbette.
İnsan davranışı değişmez değildir.
Hayatımız boyunca öğrenebilir, olgunlaşabilir, hatalarımızı görebiliriz.
Fakat burada önemli bir ayrım var:
Bir insan değişebilir diye, değişeceğini varsayamayız.
Hele bizim istediğimiz yönde değişeceğini hiç garanti edemeyiz.
Bir insanın değişimi bizim sevgimizin büyüklüğüne bağlı değildir.
Ne kadar sabırlı olduğumuza da.
Ne kadar doğru anlattığımıza da.
Değişim için insanın önce kendi davranışını problem olarak görmesi gerekir.
Sizin:
“Böyle davranmamalısın.”
demeye devam ettiğiniz bir konuda karşı taraf:
“Ben bunda sorun görmüyorum.”
diyorsa, aslında aranızdaki mesele iletişim eksikliği olmayabilir.
Değerleriniz farklı olabilir.
Ve bazı farklılıklar daha iyi açıklamayla çözülmez.
Potansiyel ile davranış arasındaki mesafe
Bir insanın içinde çok güzel şeyler görebilirsiniz.
Zeki olabilir.
Merhametli olabilir.
Başarılı olabilir.
Size karşı çok güzel dönemleri olmuş olabilir.
Bütün bunlar gerçek olabilir.
Ama ilişkiler yalnızca insanların iyi taraflarıyla yaşanmaz.
İlişki, tekrar eden davranışların toplamıdır.
Bu nedenle bir insanı değerlendirirken yalnızca:
“Nasıl biri olabilir?”
sorusuna bakmak yetmez.
Şunu da sormak gerekir:
“Bugün nasıl biri?”
Çünkü hayatımızı potansiyellerle değil, davranışlarla yaşıyoruz.
En zor soru
Bazen ilişkilerde karar vermeyi zorlaştıran şey sevginin devam etmesidir.
İnsan hâlâ sever.
Hâlâ güzel taraflarını görür.
Hâlâ değişebileceğine inanır.
Bu nedenle kendisine:
“Onu seviyor muyum?”
diye sorduğunda cevap evet olabilir.
Ama bu soru tek başına yeterli değildir.
Belki daha zor bir soru vardır:
“Bu insan hiç değişmese ne olur?”
Öfkesi aynı kalsa.
İlgisi aynı kalsa.
Sorumluluk anlayışı aynı kalsa.
İletişimi aynı kalsa.
Bugün sizi rahatsız eden davranışları beş yıl sonra da devam etse.
O zaman?
İşte bu soru, zihnimizde yarattığımız gelecekteki insanı bir anlığına ortadan kaldırır.
Geriye yalnızca bugün karşımızda duran kişi kalır.
Ve belki de ilişkilerde kendimize sorabileceğimiz en dürüst sorulardan biri budur:
“Bu insan hiç değişmese, onu bugünkü hâliyle yine seçer miydim?”
Çünkü insanları potansiyelleriyle sevebiliriz.
Umut edebiliriz.
Destekleyebiliriz.
Yanlarında durabiliriz.
Ama hayatımızı onların bir gün kim olacağı ihtimaliyle değil, bugün bize nasıl davrandıkları gerçeğiyle yaşarız.

Yorumlar yükleniyor…