← Yazılara dön
İLIŞKILER & SINIRLAR

Madem Haklıyım, Neden Değişmesi Gereken Yine Benim?

Yanlış yapanın tepkisinden çekiniliyor. Sizin anlayışınıza güveniliyor.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

Bir aile sofrasında biri sizi herkesin içinde küçümsüyor.

İtiraz ediyorsunuz:

“Benimle böyle konuşmanı istemiyorum.”

Ortam geriliyor. Birinin ona dönüp “Böyle konuşulmaz” demesini bekliyorsunuz.

Ama size dönüyorlar:

“Sen onu bilirsin. Uzatma.”

Sonra yanınıza gelip daha alçak sesle ekliyorlar:

“Aslında sen haklısın. Ama onunla uğraşılmaz. Sen büyüklük yap.”

İşte insanı bazen asıl yoran, duyduğu kırıcı sözden sonra başlayan bu ikinci konuşma oluyor.

Haksızlığı görenler var. Ama haksızlığı yapanla konuşmak yerine, sizden biraz daha dayanmanızı istiyorlar.

İçinizden aynı soru geçiyor:

Madem haklıyım, neden değişmesi gereken yine benim?

Haklı bulmak başka, yanında durmak başka

“Ben sana hak veriyorum.”

Güzel bir cümle. Ama ardından sürekli sizden susmanız, geri adım atmanız veya konuyu kapatmanız isteniyorsa, o hak verme nerede karşılık buluyor?

Birinin size yanlış davranması konuşulmuyor. Sizin bu yanlış karşısında neden sakin kalamadığınız konuşuluyor.

“Sen daha anlayışlısın.”

“Sen olgunsun.”

“Seninle konuşabiliyoruz.”

İlk bakışta övülüyorsunuz.

Fakat bu övgünün sonunda yine size bir görev veriliyor: Başkasının değiştirmediği davranışı, siz daha iyi karşılayacaksınız.

Böylece anlayışlı olmak, anlaşılmayı kolaylaştırmak yerine daha fazla yük taşımak anlamına gelebiliyor.

Yanlış yapanın tepkisinden çekiniliyor. Sizin anlayışınıza güveniliyor.

“Onun huyu böyle” kimin işini kolaylaştırıyor?

Bir insan için “Onun huyu böyle” dediğimizde, davranışını açıklıyor olabiliriz.

Ama bu açıklamayı her defasında karşısındaki kişiden sabır istemek için kullanıyorsak başka bir şey de yapıyoruz:

Değiştirilmesi zor görünen davranışın bedelini, daha kolay uzlaşacağını düşündüğümüz kişiye bırakıyoruz.

Ailede biri sert konuşuyor, diğeri ortam bozulmasın diye susuyor.

İş yerinde biri en küçük itirazda geriliyor, onunla çalışırken herkes kelimelerini seçiyor.

Sonra daha sakin olan kişiye dönüyoruz:

“Sen idare et.”

Oysa birinin zor olması, diğerinin sınırsız dayanabileceği anlamına gelmiyor.

Bazen sorun çözülmüyor. Yalnızca sorunun kimin üzerinde kalacağı belirleniyor.

Peki, biz kimi susturuyoruz?

Buraya kadar aklınıza sizi yalnız bırakan insanlar gelmiş olabilir.

Şimdi bir de arayı bulmaya çalıştığımız bir anlaşmazlığı düşünelim.

İlk kiminle konuşuyoruz?

Yanlış davrananla mı, sözümüzü dinleyeceğinden emin olduğumuz kişiyle mi?

İki yakınımız tartıştığında, daha sert olanın tepkisiyle uğraşmamak için diğerinden anlayış istiyor olabilir miyiz?

Bir çalışanımız haksızlığa uğradığında “Sen profesyonel davran” demekle yetiniyor muyuz? Peki aynı profesyonelliği karşı taraftan da bekliyor muyuz?

Belki iyi niyetliyiz. Ortam sakinleşsin, ilişkiler bozulmasın istiyoruz.

Ama kendi rahatlığımızı da sorgulamamız gerekiyor:

Gerçekten adil bir çözüm mü arıyoruz, yoksa bu tartışmanın bir an önce bitmesini mi istiyoruz?

Çünkü sessizlik sağlandığında bizim işimiz bitmiş görünebilir. Kırılan kişinin meselesi ise hâlâ oradadır.

Sakinleşmek, haksızlığı kabul etmek değildir

Elbette haklı olmak bütün tepkilerimizi haklı çıkarmaz. Tartışmaya ara vermek, daha sakin konuşmak veya kendi davranışımızı gözden geçirmek yenilgi değildir.

Birinden ortam gerilmişken geri çekilmesini istemek de her zaman onu susturmak anlamına gelmez.

Asıl soru sonrasında ne olduğudur.

Ortam sakinleşince yapılan yanlış konuşuluyor mu? Sorumluluk alınıyor mu? Tekrar etmemesi için bir şey değişiyor mu?

Yoksa konu, anlayışlı olanın susmasıyla tamamen kapanıyor mu?

Sakinleşmek için verilen arayla, haksızlığın üzerini kapatmak için istenen sessizlik aynı şey değildir.

Bir insan ilişkisini önemsediği için geri adım atabilir. Fakat her defasında geri çekilenin o olması, ilişkinin yükünü nasıl paylaştığımızı düşündürmeli.

Bazen değişmesi istenen, yanlış yapan kişi değildir.

Değişmeye razı olacağı düşünülen kişidir.

Bu yüzden birine “Sen büyüklük yap” demeden önce kendimize soralım:

Onun olgunluğuna mı güveniyorum, yoksa başkasına söylemeye cesaret edemediğim şeyin bedelini ona mı ödetiyorum?

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Bazen sorun çözülmüyor. Yalnızca sorunun kimin üzerinde kalacağı belirleniyor. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir anlaşmazlığı çözerken anlayışlı kişiye daha fazla yük bırakmamak için sizce neyi farklı yapabiliriz?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınızla yayımlanır.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

BİR SONRAKİ YAZININ İLK CÜMLESİ

Neyi konuşalım?

Aklınızda kalan bir soru, üzerine düşünmek istediğiniz bir konu…

Konu önerin
AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Abonelik kaydınızı onay e-postasıyla tamamlayacaksınız.