← Yazılara dön
HAYAT & SEÇIMLER

Sonucun İyi Olması, Kararın Doğru Olduğunu Kanıtlamaz

Bazen insan doğru karar verdiği için değil, yanlış kararından sonra doğru şeyler yaptığı için iyi bir yere gelir.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

Geçmişimize bakarken yaptığımız ilginç bir hata var:

Bugün hayatımızdan memnunsak, bizi buraya getiren bütün kararların doğru olduğunu düşünmeye başlıyoruz.

“İyi ki öyle yapmışım.”

“Bak, sonunda her şey yoluna girdi.”

“Demek ki doğru karar vermişim.”

Oysa bugün iyi bir yerde olmanız, geçmişte verdiğiniz her kararın doğru olduğu anlamına gelmez.

Bazen insan doğru karar verdiği için değil, yanlış kararından sonra doğru şeyler yaptığı için iyi bir yere gelir.

Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.

Hayat geriye doğru bakınca olduğundan daha düzenli görünür

Yaşarken önümüzü göremeyiz.

Karar veririz. Yanılırız. Yeni insanlarla tanışırız. Bazı fırsatları kaçırır, hiç hesaplamadığımız başka fırsatlarla karşılaşırız.

Yıllar sonra geriye baktığımızda ise bütün bu dağınık olayları birbirine bağlamak kolaylaşır.

Bir hikâye kurarız:

“Bunu yaşamasaydım şuraya gelemezdim.”

“Oradan ayrılmasaydım bugünkü hayatım olmazdı.”

“O hata olmasaydı bunları öğrenemezdim.”

Bunların içinde gerçeklik payı olabilir.

Ama burada küçük bir düşünce hatası saklıdır:

Bir olaydan fayda çıkarmış olmamız, o olayın gerekli olduğu anlamına gelmez.

Bir hata size çok şey öğretmiş olabilir.

Bu, o hatayı yapmanız gerektiği anlamına gelmez.

Bir kayıp sizi güçlendirmiş olabilir.

Bu, o kaybın sizin için iyi olduğu anlamına gelmez.

Bir yanlış karar hayatınızın yönünü değiştirmiş ve sonunda güzel bir yere çıkmış olabilir.

Bu da başlangıçtaki kararın doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.

“Ama bugün olduğum insanı ona borçluyum”

Bu cümleyi çok kullanıyoruz.

Ve bazen gerçekten öyle hissediyoruz.

Yaşadığımız zorluklar karakterimizi şekillendiriyor. Yanlışlarımız bize bir şeyler öğretiyor. Kaybettiğimiz şeyler, sahip olduklarımızın değerini fark ettirebiliyor.

Fakat burada önemli bir ayrım var.

Bir şeyden öğrenmek ile o şeyi doğru kabul etmek aynı değildir.

Elinizi yakarsınız ve ateşin tehlikeli olduğunu öğrenirsiniz.

Öğrendiğiniz şey değerlidir.

Ama bu, elinizi yakmanın iyi bir karar olduğu anlamına gelmez.

Hayatta da bazen aynı şeyi daha karmaşık biçimde yapıyoruz.

Acımızdan öğrendiğimiz için acıyı kutsuyoruz.

Hatalarımızdan güçlendiğimiz için hatayı savunuyoruz.

Bedel ödediğimiz için o bedelin gerekli olduğuna inanıyoruz.

Oysa insanın gelişebilmesi için geçmişindeki her yanlışı doğru ilan etmesine gerek yoktur.

Ben bunu kendi hayatımda da gördüm

Genç yaşta eğitim hayatımla ilgili verdiğim bazı kararların ardından çalışma hayatında çok şey öğrendim.

İnsan tanıdım.

Sorumluluk aldım.

Ustaların yanında çalıştım.

Hayatın okulda öğrenemeyeceğim taraflarını gördüm.

Bugün dönüp baktığımda bütün bunların hayatımda önemli bir yeri olduğunu inkâr edemem.

Ama buradan şu sonucu çıkarmıyorum:

“Demek ki o gün verdiğim bütün kararlar doğruymuş.”

Tam tersine.

Bugünkü aklımla aynı noktaya yeniden dönsem, eğitimimi sürdürmenin yollarını daha ciddi biçimde arardım. Çünkü çalışma hayatında öğrendiklerimin değerli olması, vazgeçtiğim imkânların değersiz olduğu anlamına gelmiyor.

Bu ayrımı yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü aksi hâlde hayatımızın bugün geldiği noktayı, geçmişte verdiğimiz her kararın onayı gibi kullanıyoruz.

Belki karar değil, sonrasında yaptıklarınız sizi kurtardı

Bir insan yanlış bir iş seçebilir.

Sonra çok çalışır, kendisini geliştirir ve başarılı olur.

Yıllar sonra:

“Demek ki doğru işi seçmişim.”

diyebilir.

Belki.

Ama başka bir ihtimal daha vardır:

Yanlış seçiminizi, sonraki doğru davranışlarınızla telafi etmiş olabilirsiniz.

Aynısı ilişkilerde de geçerlidir.

Yanlış bir ilişkiye girersiniz.

Çok şey yaşarsınız.

Kendinizi tanırsınız.

Sınır koymayı öğrenirsiniz.

Sonra:

“İyi ki yaşamışım.”

dersiniz.

Yaşadıklarınızın size kattıklarına minnet duyabilirsiniz.

Ama öğrendikleriniz, yaşadığınız bütün yanlışları gerekli hâle getirmez.

Bazen hayat bizi verdiğimiz karar sayesinde değil, o kararın sonuçlarına rağmen başka bir yere taşır.

Sonucu bilerek geçmişi yargılamak kolaydır

Burada ters yönde yapılan başka bir hata da var.

Bugünkü bilgimizle geçmişteki kendimizi acımasızca yargılamak.

“Nasıl böyle bir karar verdim?”

“Bunu nasıl göremedim?”

“Nasıl anlamadım?”

Ama o günkü siz, bugünkü bilgilerinizin tamamına sahip değildi.

Bugün bildiğiniz bazı şeyleri zaten o kararın sonuçlarını yaşayarak öğrendiniz.

Bu nedenle geçmişe bakarken iki uçtan da uzak durmak gerekiyor.

Ne:

“Bugün iyiyim, demek ki yaptığım her şey doğruymuş.”

demek doğru.

Ne de:

“Bugünkü aklımla bunu yapmazdım, demek ki o günkü ben aptalmış.”

İnsan geçmişini değerlendirirken hem sorumluluk alabilmeli hem de o gün sahip olduğu bilgi ve şartları hatırlayabilmeli.

Pişmanlık geçmişi değiştirmez, geleceği değiştirebilir

Pişmanlığa genellikle kötü bir duygu olarak bakıyoruz.

Oysa doğru kullanıldığında önemli bir işlevi olabilir.

Pişmanlık bize:

“Bir daha aynı noktaya gelirsem farklı davranacağım.”

dedirtebilir.

Asıl mesele geçmişte verdiğimiz kararı yıllarca cezalandırmak değildir.

O kararın bize ne öğrettiğini gelecekte kullanabilmektir.

Çünkü geçmişteki yanlışı değiştiremezsiniz.

Ama o yanlışın gelecekteki kararlarınızı nasıl etkileyeceğini değiştirebilirsiniz.

Belki olgunlaşmak biraz da budur.

Geçmişi ne kutsamak ne de sürekli mahkûm etmek.

Olduğu gibi görebilmek.

Bedel ödemek doğruluk kanıtı değildir

Bir karar uğruna çok şey kaybettiğimizde ondan vazgeçmek daha zor olur.

Çünkü içimizden şöyle düşünürüz:

“Bu kadar bedel ödediysem bir anlamı olmalı.”

Olabilir.

Ama bedelin büyüklüğü kararın doğruluğunu kanıtlamaz.

Yıllarca uğraşmış olmanız bir işin doğru olduğu anlamına gelmez.

Bir ilişkiye çok emek vermiş olmanız onun sağlıklı olduğunu göstermez.

Bir düşünceyi yıllardır savunmanız onun doğru olduğunu garanti etmez.

Çektiğimiz zahmet ile yaptığımız seçimin doğruluğunu birbirine karıştırmamak gerekir.

Bazen büyük bedeller doğru kararlar için ödenir.

Bazen de yanlış kararların sonucudur.

Aradaki farkı belirleyen şey, ne kadar acı çektiğimiz değildir.

Kendimize daha iyi bir soru sorabiliriz

Geçmişteki bir kararınızı değerlendirirken:

“Sonunda iyi oldu mu?”

sorusu tek başına yeterli değil.

Çünkü sonuç iyi olabilir ve karar yine de kötü olabilir.

Sonuç kötü olabilir ama o gün sahip olduğunuz bilgilerle kararınız makul olabilir.

Bu nedenle ben daha zor bir soruyu değerli buluyorum:

“Bugün bildiklerimi o gün bilseydim, yine aynı kararı verir miydim?”

Cevap evetse, geçmişinizle ilgili önemli bir şey öğrenmiş olabilirsiniz.

Cevap hayırsa da geçmişinizi silmeniz gerekmez.

Sadece oradan aldığınız dersi doğru yere koymanız gerekir.

Çünkü hayatımızda güzel şeylerin kötü kararlardan sonra gelmiş olması mümkündür.

İnsan yanlış yola girebilir ve sonra yönünü düzeltebilir.

Düşebilir ve kalkabilir.

Kaybedebilir ve yeniden kurabilir.

Bütün bunlar insanın gücünü gösterir.

Ama geçmişimizi anlatırken bir ayrımı korumak gerektiğini düşünüyorum:

Bir yanlışın ardından iyi bir hayat kurmuş olmamız, o yanlışı doğruya çevirmez.

Belki sadece şunu gösterir:

İnsan, verdiği yanlış kararlardan daha büyüktür.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Bazen insan doğru karar verdiği için değil, yanlış kararından sonra doğru şeyler yaptığı için iyi bir yere gelir. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Sonucu iyi olsa da bugün farklı vereceğiniz bir kararınız var mı?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.