← Yazılara dön
İNSAN ZIHNI & BELIRSIZLIK

Belirsizlik Arttığında, İnsanlar Doğru Konuşanı Değil; Kesin Konuşanı Dinlemeye Başlar

Bir insanın ne kadar kendinden emin konuştuğu ile söylediğinin ne kadar doğru olduğu aynı şey değildir.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

İnsan zihni belirsizliği pek sevmez.

Ne olacağını bilmediğimizde, kontrolün elimizden çıktığını hissettiğimizde veya önümüzde birden fazla ihtimal olduğunda yalnızca cevap aramayız. Bizi rahatlatacak bir kesinlik de ararız.

Tam bu noktada ilginç bir şey olur:

En doğru konuşan kişiyle en emin konuşan kişi birbirinden ayrılabilir.

Birisi;

“Bildiğimiz kadarıyla…”

“Bundan henüz emin değiliz.”

“Başka ihtimaller de var.”

der.

Diğeri ise hiç tereddüt etmeden:

“Kesinlikle böyle.”

“Bunun tek sebebi şu.”

“Göreceksiniz, böyle olacak.”

der.

İkinci kişi daha bilgili olmayabilir.

Ama daha güven verici görünebilir.

Kesinlik, bilgi değildir

Bir insanın ne kadar kendinden emin konuştuğu ile söylediğinin ne kadar doğru olduğu aynı şey değildir.

Fakat gündelik hayatta bu ikisini birbirine karıştırmak kolaydır.

Ses tonu güçlüdür.

Cümleleri nettir.

Tereddüt etmez.

Karmaşık bir meseleyi birkaç cümlede açıklar.

Zihnimiz de bundan hoşlanır.

Çünkü belirsizliğin yarattığı zihinsel yük azalır.

Artık düşünmek, ihtimalleri tartmak ve “Bilmiyorum” duygusuyla yaşamak zorunda değilizdir.

Biri bizim yerimize dünyayı açıklamıştır.

Kesin konuşmanın gücü bazen doğru olmasından değil, belirsizliği kısa süreliğine susturmasından gelir.

Bilgili insan neden bazen daha az ikna edici görünür?

Çünkü gerçekten bir konuyu bilen insan, çoğu zaman o konunun sınırlarını da bilir.

Nerede kanıt olduğunu, nerede yorum başladığını görür.

Bu nedenle cümlelerinde doğal olarak bazı sınırlar bulunur:

“Mevcut verilere göre…”

“Şu aşamada…”

“Bunu söylemek için henüz erken…”

İlk bakışta bunlar zayıflık gibi algılanabilir.

Oysa bazen tam tersidir.

Bilmediğini söyleyebilmek, bilgisizliğin değil; düşünsel disiplinin göstergesidir.

Sorun şu ki belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde insanlar her zaman en dikkatli açıklamayı istemez.

Bazen sadece içlerini rahatlatacak net bir cevap isterler.

Bu yüzden kriz dönemlerinde kesin konuşanların etkisi artar

Ekonomik sıkıntılar, toplumsal krizler, iş hayatındaki belirsizlikler, ilişkilerde yaşanan sorunlar…

İnsan geleceği göremediğinde açıklamalara daha fazla ihtiyaç duyar.

Ve karmaşık sorunların basit açıklamaları çekici hâle gelir.

“Tek sebebi bu.”

“Bunu yaparsan kesin düzelir.”

“Bu insan kesin şöyle düşünüyor.”

“Şunu yap, hayatın değişir.”

Bu cümlelerin ortak özelliği sadece basit olmaları değildir.

İnsana yeniden kontrol hissi vermeleridir.

Gerçek hayat ise çoğu zaman bu kadar temiz değildir.

Bir olayın birden fazla nedeni olabilir.

Bir karar hem doğru hem yanlış sonuçlar doğurabilir.

Bir insanı tek davranışından bütünüyle tanımlayamayabiliriz.

Bugün doğru bildiğimiz bir şeyi yarın yeni bilgilerle değiştirebiliriz.

Bunları kabul etmek zihinsel olarak daha zordur.

Ama düşünmek zaten biraz da bu rahatsızlığa dayanabilmektir.

En tehlikeli cümle bazen “Bilmiyorum” değildir

Bana göre asıl dikkat edilmesi gereken kişi, bilmediğini söyleyebilen değil; bilmediği hâlde hiç tereddüt etmeyendir.

Çünkü “Bilmiyorum” diyen insan size bir boşluk bırakır.

Araştırabilirsiniz.

Sorgulayabilirsiniz.

Başka bir görüş dinleyebilirsiniz.

Kesinlik satan insan ise o boşluğu kapatır.

Size yalnızca cevap vermez; bazen düşünme ihtiyacınızı da elinizden alır.

Bu nedenle bir insanı dinlerken yalnızca şunu sormamak gerekir:

“Ne kadar kendinden emin konuşuyor?”

Daha önemli sorular vardır:

Söylediğini neye dayandırıyor?

Bilmediği yerde durabiliyor mu?

Yeni bilgi geldiğinde fikrini değiştirebiliyor mu?

Karşı ihtimalleri görebiliyor mu?

Çünkü zihinsel olgunluk her konuda kesin bir cevaba sahip olmak değildir.

Hangi konuda konuşabileceğini, hangi konuda şüphe etmesi gerektiğini ve hangi noktada “Bilmiyorum” diyebileceğini bilmektir.

Belki de bugün, bilgiye bu kadar kolay ulaştığımız hâlde ihtiyacımız olan şey daha fazla kesinlik değildir.

Kesin konuşanlarla doğru konuşanları birbirinden ayırabilecek kadar iyi düşünmektir.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Bir insanın ne kadar kendinden emin konuştuğu ile söylediğinin ne kadar doğru olduğu aynı şey değildir. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Birini dinlerken emin konuşması mı, söylediklerini neye dayandırdığı mı daha çok dikkatinizi çekiyor?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.