← Yazılara dön
İNSAN DAVRANIŞI & KARARLAR

Kimse İstemedi. Herkes Kabul Etti.

Bir kararın oybirliğiyle alınması, herkesin o karara inandığı anlamına gelmez.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

Toplantı bitti.

Herkes masadan kalktı. Karar alınmıştı. Üstelik kimse itiraz etmemişti.

Koridorda iki kişi karşılaştı.

“Bence yanlış bir karar verdik.”

“Ben de öyle düşünüyorum.”

“Peki neden bir şey söylemedin?”

“Sen destekliyorsun sandım.”

Biraz sonra anlaşıldı ki masadaki insanların çoğu aynı şüpheyi taşıyordu.

Ama toplantı boyunca birbirlerine bakıp sessiz kalmışlardı.

Herkesin şüphe duyduğu bir karar, herkesin onayladığı bir karara dönüşmüştü.

Ortada ilginç bir durum vardı:

Kimse fikrini değiştirmemişti. Ama herkes, diğerlerinin fikrine uyduğunu sanmıştı.

Bazen en büyük tehlike, herkesin aynı fikirde olmasıdır.

Bir toplantıda tartışma çıktığında endişeleniyoruz.

İnsanlar birbirine itiraz ediyor. Farklı fikirler ortaya atılıyor. Karar almak zorlaşıyor.

Sonra tartışmasız geçen bir toplantı yapıyoruz.

Herkes başını sallıyor. Kimse soru sormuyor. Öneri kabul ediliyor.

Ve o toplantıyı başarılı sayıyoruz.

Peki gerçekten başarılı mıydı?

Yoksa insanların düşüncelerini rahatça söyleyemediği bir masada mı oturuyorduk?

Bir kararın oybirliğiyle alınması, herkesin o karara inandığı anlamına gelmez.

Bazen insanlar doğru buldukları için değil, yanlış bulan tek kişi olduklarını düşündükleri için susarlar.

Daha tuhafı, masadaki herkes aynı şeyi düşünüyor olabilir.

Ama kimse bunu bilmez.

Herkes bir başkasının isteğini yerine getiriyorsa, kararı kim verdi?

1974 yılında yönetim alanında çalışan Jerry B. Harvey, bu çelişkiyi Abilene Paradoksu adıyla ele aldı.

Anlattığı olayda bir aile, sıcak bir günde Abilene adlı şehre gitmeye karar verir.

Yolculuk zahmetlidir. Hava bunaltıcıdır. Gidilen yerde geçirilen zaman da pek keyifli değildir.

Döndüklerinde konuşmaya başlayınca ilginç bir gerçek ortaya çıkar.

Aslında hiçbiri gitmek istememiştir.

Biri diğerlerini mutlu etmek için kabul etmiştir. Başkası, herkesin gitmek istediğini düşünmüştür. Bir diğeri ise grubun isteğine karşı çıkmak istememiştir.

Herkes, kendi istemediği bir yolculuğa başkaları için çıkmıştır.

Ama ortada yolculuğu gerçekten isteyen kimse yoktur.

Harvey bu örnekle, insanların bazen anlaşamadıkları için değil, anlaştıklarını yanlış düşündükleri için kötü kararlar verebildiğini anlatır.

Birbirimize uyum sağlamaya çalışırken, hep birlikte istemediğimiz bir sonuca ulaşabiliriz.

Sessizlik ne zamandan beri onay anlamına geliyor?

Bu mesele yalnızca ailelerin ya da şirketlerin başına gelmiyor.

Sosyal psikolojide çoğulcu cehalet olarak bilinen bir olgu var.

Deborah Prentice ve Dale Miller'ın 1993 yılında yayımlanan araştırmaları, üniversite öğrencilerinin alkol kullanımıyla ilgili kendi rahatsızlıklarını bildikleri hâlde, diğer öğrencilerin aynı davranışlara kendilerinden daha olumlu baktığını düşünebildiklerini gösterdi.

Bu araştırma, her grubun aynı şekilde davrandığı anlamına gelmiyor. Ancak önemli bir ihtimali gösteriyor:

İnsan bazen başkalarının ne düşündüğünü bilmez. Bildiğini zanneder.

Gündelik hayatımızda da benzer yanılgılara düşebiliriz.

Bir ailede herkesin memnun olduğunu düşünürüz.

Bir arkadaş grubunda herkesin aynı planı istediğine inanırız.

Bir iş yerinde kimsenin karşı çıkmadığı kararı doğru kabul ederiz.

Çünkü başkalarının sessizliğini onların düşüncesi sanırız.

Oysa sessizlik bazen onaydır, bazen kararsızlıktır, bazen de itiraz etmenin sonuçlarından duyulan korkudur.

İnsanların ne düşündüğünü öğrenmenin yolu, onların susmasından anlam çıkarmak değildir.

Peki neden konuşmuyoruz?

Bazen huzur bozulmasın diye.

Bazen yanlış anlamış olmaktan çekindiğimiz için.

Bazen bizden daha tecrübeli insanların mutlaka bir bildiği olduğunu düşündüğümüz için.

Bazen de kararın kendisinden çok, karara itiraz eden kişi olarak hatırlanmaktan korktuğumuz için.

Bir toplantıda “Bu fikir doğru değil” demek, yalnızca fikir belirtmek değildir.

Bazen yöneticinin karşısında durmak, çalışma arkadaşlarından ayrılmak veya süreci yavaşlatan insan olmak gibi algılanabilir.

Bu nedenle insanların sessizliğini yalnızca cesaretsizlikle açıklamak da doğru olmaz.

Bir ortamda itiraz edenler sürekli bedel ödüyorsa, oradaki sessizlik şaşırtıcı değildir.

Burada özellikle yöneticilerin kendilerine sorması gereken bir soru var:

“Benim yanımda insanlar gerçekten aynı fikirde mi, yoksa benimle aynı fikirde görünmenin daha güvenli olduğunu mu düşünüyor?”

Bu sorunun cevabını unvanımız vermez.

İnsanların bize karşı çıkabildiği anlar verir.

Asıl itirazlar neden hep toplantıdan sonra başlıyor?

Karar alınırken susuyoruz.

Sonra koridorda konuşuyoruz.

Arabada eleştiriyoruz.

Eve gidince anlatıyoruz.

“Ben zaten böyle olacağını biliyordum.”

Peki bunu karar alınırken neden söylemedik?

Elbette her düşüncemizi her ortamda dile getirmek zorunda değiliz. Her sessizlik de yanlış değildir.

Ama bir kararın sonucunu değiştirebilecek bir çekincemiz varsa, bunu yalnızca sonuç kötü çıkınca hatırlamak kendimize de sormamız gereken bir meseledir.

Çünkü bazen sorumluluğun tamamını kararı öneren kişiye bırakıyoruz.

Oysa o kararın alınmasına kendi sessizliğimizle de katkıda bulunmuş olabiliriz.

Bir kararı istememekle, o kararın alınmasına engel olmamak aynı şey değildir.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz.

Bir aile plan yaparken, bir şirket yatırım kararı alırken, bir arkadaş grubu nereye gideceğini konuşurken genellikle aynı soruyu soruyoruz:

“Herkes kabul ediyor mu?”

Peki şöyle sorsak?

“Burada aslında istemediği hâlde kabul eden var mı?”

“Bu kararın yanlış olduğunu düşünüyorsanız, bunu söylemekte rahat mısınız?”

“Henüz konuşmadığımız hangi çekince var?”

Bu sorular her zaman doğru kararı buldurmaz.

Ama en azından gerçek bir anlaşmazlığı, sahte bir anlaşmanın arkasına saklamamıza engel olabilir.

Çünkü bir insanın fikrini söylemesi, her zaman sorun çıkarmak değildir.

Bazen henüz kimsenin fark etmediği sorunu görünür kılmaktır.

İyi bir karar, herkesin sustuğu karar değildir. İnsanların konuşabildiği bir ortamda verilen karardır.

Bir sonraki toplantıda, aile sofrasında ya da arkadaş ortamında herkes aynı anda “Olur” dediğinde bir an durup düşünelim.

Gerçekten herkes mi istiyor?

Yoksa herkes, bir başkasının istediğini mi düşünüyor?

Çünkü bazen yanlış yola, anlaşamadığımız için değil; anlaştığımızı sandığımız için çıkarız.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Bir kararın oybirliğiyle alınması, herkesin o karara inandığı anlamına gelmez. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir karara itirazınızı söylemeyi sizin için ne kolaylaştırır?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.