← Yazılara dön
İLETIŞIM & SORUMLULUK

Sorunu Söyledi. Sorun O Oldu.

Bazı ortamlarda sorun çıkaran kişi olmak için, var olan sorunu söylemeniz yeterlidir.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

Bazı ortamlarda sorun çıkaran kişi olmak için, var olan sorunu söylemeniz yeterlidir.

Bir apartman toplantısını düşünün. Biri, aylardır su alan çatıyı gündeme getiriyor. Bir komşu, “Sen de her toplantıda bir mesele çıkarıyorsun” diyor.

Birkaç dakika sonra onarımın nasıl yapılacağı geri planda kalıyor. Herkes o kişinin ne kadar şikâyetçi olduğunu konuşuyor. Çatı hâlâ akıyor.

İşyerinde, ailede veya arkadaşlıkta benzer bir sahneyi düşünmek zor değil. Bir aksaklık görünür hâle geldiğinde, onu söyleyen kişinin tavrını tartışmaya başlıyoruz. Sanki mesele, o konuştuğu için ortaya çıkmış gibi.

Sorunu duymakla, sorunun başlamasını birbirine karıştırıyor olabilir miyiz?

Leslie K. John ve arkadaşlarının 2019’da yayımladığı, 11 deneyden oluşan araştırma, insanların olumsuz bir sonucu haber veren kişiyi, o sonucun oluşmasında payı bulunmadığında bile daha az sevilebilir değerlendirebildiğini gösteriyor. Haberi getiren kişiyle haberin yarattığı rahatsızlık, değerlendirmemizde birbirine karışabiliyor.

Fakat sorumluluğunu taşıdığımız bir işte başka bir hassasiyet de devreye girebilir: Kendi yeterliliğimiz hakkındaki düşüncemiz.

“Burada bir sorun var” cümlesini duyarken içimizden “Ben yeterince iyi yönetemiyor muyum?” diye geçirebiliriz. Bir aksaklığı kabul etmek, kendimizdeki bir eksikliği ilan etmek gibi gelebilir.

Dinlerken kendimizi nasıl açıklayacağımıza hazırlanıyorsak, anlatılan sorunun ayrıntılarını da kaçırabiliriz.

Fast ve arkadaşlarının 2014 tarihli araştırmasının deney bölümünde, yöneticilik yeterliliğine ilişkin algısı olumsuz yönde etkilenen katılımcılar, iyileştirme önerisi sunan çalışanı daha olumsuz değerlendirmiş ve öneriyi uygulamaya daha az istekli olmuştu. Bu bulgu, öneriye verdiğimiz tepkinin kendi yeterlilik algımızdan da etkilenebileceğini düşündürüyor.

Bazen bir sorunu kabul etmekte zorlanıyoruz; çünkü onu, kendimiz hakkında verilmiş bir hüküm gibi dinliyoruz.

Oysa bir hatada payımızın bulunması, bütün yeterliliğimiz hakkında hüküm vermek için yeterli değildir. Neyi yanlış yaptığımızı inceleyebilir, sorumluluğumuzu kabul edebilir ve bir şeyleri değiştirebiliriz.

Ama bunun için konuşmanın konusu sürekli yer değiştirmemeli.

“Bu aksaklık neden yaşandı?” diye başlayan konuşma, “Sen neden hep olumsuzsun?” diye devam ettiğinde, sorunu anlamak için kullanabileceğimiz zamanı birbirimizin niyetini tartışarak geçiriyoruz.

Elbette bir meseleyi dile getiren kişi yanılabilir. Eksik bilgiyle konuşabilir, haksız suçlamalarda bulunabilir. Söylediklerini sorgulamak ve karşı çıkmak mümkündür. Yine de iddiasını incelemekle kişiliğine hükmetmek arasında bir fark vardır.

Asıl zor soru, bu yazıyı okurken aklımıza gelen insanlardan sonra başlıyor: Biz bir sorunu dinlerken nasıl davranıyoruz?

Birinden açık olmasını istiyoruz. Söylediği şey hoşumuza gitmediğinde sözünü kesiyor muyuz? Ayrıntıları soruyor muyuz, hemen savunmaya mı geçiyoruz?

Belki karşımızdaki insan, verdiğimiz tepkinin ardından “Bir daha söylemeyeyim” diye düşünecek. Biz de onun susmasını, meseleyi kapattığımızın işareti sayabiliriz.

Sonra bir aksaklık büyüdüğünde, “Bunu bana neden kimse söylemedi?” diye sormak kolaydır.

Bu ihtimal, yalnızca konuşanın cesaretini sorgulamaktan daha fazlasını gerektiriyor. İnsanlardan dürüstlük beklerken, duymak istemediğimiz şeylere verdiğimiz tepkiye de bakmalıyız.

Bir sorunu duyduğumuzda rahatsız olabiliriz. O rahatsızlığın içinde dinlemeye devam etmek, bir noktada hak vermek veya gerekçesiyle itiraz etmek de mümkün.

Sorunu söyleyen kişinin susması, sorunun çözüldüğünü göstermez.

Sizin yanınızda bir sorunu dile getirmek ne kadar kolay?

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
Bazı ortamlarda sorun çıkaran kişi olmak için, var olan sorunu söylemeniz yeterlidir. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir sorun dile getirildiğinde gerçekten dinlediğinizi karşınızdakine nasıl gösteriyorsunuz?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.