← Yazılara dön
HAYAT & KENDINI TANIMAK

Mutlu Olmaya Çalışırken Hayatı Kaçırıyoruz

İnsan bazen hayatını yaşamıyor, mutlu olacağı günü bekliyor.

Okuma köşem ↗

Seçimlerin yalnızca bu tarayıcıda saklanır.

İnsan bazen hayatını yaşamıyor, mutlu olacağı günü bekliyor.

“Şu borçlar bitsin, rahatlayacağım.”

“Bir ev alayım, mutlu olacağım.”

“İşimde biraz daha yükseleyim, hayatı yaşayacağım.”

“Çocuklar büyüsün, kendime zaman ayıracağım.”

“Biraz daha para biriktireyim, sonra dinlenirim.”

Bu cümleleri hayatımızın farklı dönemlerinde defalarca kuruyoruz.

Ve çoğu zaman fark etmediğimiz bir şey oluyor:

Mutluluğu yaşamak yerine, sürekli onun şartlarını hazırlıyoruz.

Bir hedef belirliyoruz.

Çalışıyoruz.

Fedakârlık yapıyoruz.

Bekliyoruz.

Sonra hedefimize ulaşıyoruz.

Borç bitiyor.

Ev alınıyor.

Makam geliyor.

Gelirimiz artıyor.

Ama beklediğimiz mutluluk bazen düşündüğümüz kadar uzun sürmüyor.

Çünkü insanın önüne yeni bir hedef çıkıyor.

Ve biz yeniden aynı cümleyi kuruyoruz:

“Bir de şu olsun, o zaman rahatlayacağım.”

Mutluluğu neden sürekli geleceğe erteliyoruz?

Çünkü gelecek bize umut veriyor.

Bugün yaşadığımız sıkıntılara katlanabilmek için yarının daha iyi olacağına inanmak istiyoruz.

Bu son derece anlaşılır.

İnsan hedefleri olmadan yaşayamaz demiyorum.

Tam tersine, hedefler hayatımıza yön verebilir.

Çalışmak, üretmek, bir şeyler başarmak ve geleceğimiz için çaba göstermek değerlidir.

Ama burada ince bir ayrım var.

Gelecek için çalışmak başka, bugünü yalnızca geleceğe ulaşmak için tüketmek başka.

Bir insan yıllarca ailesine daha iyi bir hayat sunmak için çalışabilir.

Daha büyük bir ev alabilir.

Daha iyi bir araba sahibi olabilir.

Çocuklarının geleceğini güvence altına almaya çalışabilir.

Bunların hepsi anlamlı hedeflerdir.

Fakat bütün bunları yaparken ailesiyle geçireceği zamanı sürekli erteliyorsa, bir gün çok rahatsız edici bir gerçekle karşılaşabilir:

Onlara daha iyi bir hayat hazırlarken, birlikte yaşayabilecekleri hayatın önemli bir bölümünü kaçırmış olabilir.

İnsan ulaştığı şeye alışıyor

Uzun zamandır istediğiniz bir şeyi düşünün.

Bir araba.

Bir ev.

Yeni bir telefon.

Daha yüksek bir maaş.

Bir terfi.

Başarmak istediğiniz önemli bir hedef.

Henüz sahip değilken onu düşünmek bile heyecan vericidir.

Araştırırsınız.

Hayal edersiniz.

Plan yaparsınız.

Sonunda elde edersiniz.

İlk günlerde gerçekten mutlu olabilirsiniz.

Fakat zaman geçtikçe o şey hayatınızın sıradan bir parçasına dönüşür.

Bir zamanlar hayalini kurduğunuz araba artık her sabah kullandığınız araçtır.

Çok istediğiniz ev artık günlük hayatınızın geçtiği yerdir.

Ulaşmak için yıllarca çalıştığınız makam artık sorumluluklarınızın bir parçasıdır.

Psikolojide bu durumu anlamamıza yardımcı olan kavramlardan biri hedonik adaptasyondur.

İnsanlar olumlu veya olumsuz değişimlerin ardından zamanla yeni koşullarına alışabilir. Bu uyum her durumda aynı hızda veya aynı ölçüde gerçekleşmez; ancak özellikle maddi kazanımlardan alınan ilk heyecanın azalmasını anlamak açısından önemlidir.

İşte burada bir yanılgıya düşebiliriz.

Bizi bir kez mutlu eden şeyin, daha fazlasının bizi sürekli mutlu edeceğini düşünürüz.

Biraz daha para.

Biraz daha başarı.

Biraz daha konfor.

Biraz daha statü.

Ve hayatımız farkında olmadan bitmeyen bir hazırlığa dönüşebilir.

Belki de mutlulukla başarıyı karıştırıyoruz

Başarı önemlidir.

Bir insanın emek verip karşılığını alması değerlidir.

Ben de çalışma hayatım boyunca hedefler koydum, sorumluluklar aldım, bazı şeyleri başarmaya çalıştım.

Bugün de çalışmanın, üretmenin ve gelişmenin insan hayatındaki yerini önemsiyorum.

Ama zamanla üzerinde daha fazla düşündüğüm bir soru var:

Başarılı olmakla iyi bir hayat yaşamak aynı şey mi?

Bir insan çok başarılı olabilir.

İyi para kazanabilir.

Çevresinde saygı görebilir.

İnsanlar ona danışabilir.

Önemli kararlar verebilir.

Ama bütün bunların arasında kendisine, ailesine veya sevdiği insanlara zaman ayıramıyor olabilir.

Her sabah yeni bir hedefin peşinden koşarken akşam eve geldiğinde hayatından memnun hissetmeyebilir.

Bu, başarısının değersiz olduğu anlamına gelmez.

Ama başarının tek başına bütün ihtiyaçlarını karşılamadığını gösterebilir.

Çünkü insanın hayatında yalnızca başarmaya değil;

ait olmaya, sevmeye, sevilmeye, dinlenmeye ve anlam bulmaya da ihtiyaç vardır.

“Biraz daha çalışayım, sonra yaşarım”

Bence insanın kendisine en kolay söylediği cümlelerden biri bu.

Çünkü kulağa sorumlu bir insanın sözü gibi geliyor.

Önce işimi yoluna koyayım.

Önce maddi güvence sağlayayım.

Önce çocukların geleceğini hazırlayayım.

Önce şu sorunları çözeyim.

Sonra kendime zaman ayıracağım.

Fakat hayatın önemli bir özelliği var:

Sorunlar her zaman bitmiyor. Sadece şekil değiştirebiliyor.

Bir borç bitiyor, başka bir sorumluluk başlıyor.

Bir hedef tamamlanıyor, yenisi ortaya çıkıyor.

Bir dönem sona eriyor, başka bir dönem başlıyor.

Ve insan yaşamayı bütün sorunlarının biteceği bir tarihe erteliyorsa, o tarih hiç gelmeyebilir.

Çünkü hayat, bütün meselelerimizi çözdükten sonra başlayacak başka bir şey değil.

O meselelerle uğraşırken de devam eden şey.

Çocuklarımız bizim hedeflerimizi bekleyerek büyümüyor

Bu konu benim için özellikle babalıkla birlikte başka bir anlam kazandı.

İnsan çocuğuna iyi bir gelecek hazırlamak istiyor.

İyi bir eğitim alsın.

İhtiyaçları karşılansın.

Güvende olsun.

Kendi ayakları üzerinde durabilsin.

Bunlar son derece doğal istekler.

Ama burada kendime de sormam gereken bir soru var:

Çocuğuma iyi bir gelecek hazırlarken, onun bugününde ne kadar bulunuyorum?

Çünkü çocuklarımız bizim işlerimizin bitmesini bekleyerek büyümüyor.

Biz toplantıdayken büyüyorlar.

Biz çalışırken büyüyorlar.

Biz gelecek yılın planını yaparken büyüyorlar.

Ve bir gün fark ediyoruz:

Daha dün elimizden tutarak yürüyen çocuk artık kendi yolunu bulmaya başlamış.

Elbette çalışacağız.

Sorumluluklarımızı yerine getireceğiz.

Ama bazen çocuklarımızın bizden beklediği şey daha büyük bir ev veya daha pahalı bir hediye olmayabilir.

Birlikte geçireceğimiz sıradan bir akşam olabilir.

Çünkü yetişkinler olarak geleceği çok önemsiyoruz.

Çocukların ise bizimle paylaşmak istedikleri hayat çoğu zaman bugün yaşanıyor.

Mutluluk her zaman heyecan değildir

Günümüz dünyasında mutluluğu çoğu zaman yüksek duygularla ilişkilendiriyoruz.

Eğlenmek.

Gezmek.

Satın almak.

Başarmak.

Yeni deneyimler yaşamak.

Bunların hepsi insana keyif verebilir.

Ama keyif almakla hayatından memnun olmak aynı şey değildir.

Bir insan çok eğlenceli bir akşam geçirip ertesi gün kendisini boşlukta hissedebilir.

Başka biri sıradan bir akşam ailesiyle yemek yiyip, kitap okuyup, sohbet ederek derin bir huzur yaşayabilir.

Burada biri doğru, diğeri yanlış demiyorum.

İnsanların ihtiyaçları ve mutluluk anlayışları farklıdır.

Fakat üzerinde durmaya değer bir ayrım var:

Haz çoğu zaman yaşadığımız anla ilgilidir. Anlam ise o anın hayatımızdaki yeriyle.

Her anlamlı deneyim keyifli değildir.

Çocuğunuz için uykusuz kalmak yorucu olabilir.

Zor bir dönemde sevdiğiniz insanın yanında olmak sizi üzebilir.

Bir sorumluluğu yerine getirmek fedakârlık gerektirebilir.

Ama bütün bunlar hayatınıza anlam katabilir.

Bu nedenle iyi bir hayatı yalnızca ne kadar eğlendiğimizle veya ne kadar mutlu hissettiğimizle ölçmek eksik kalabilir.

Sosyal medya bize sürekli eksik olduğumuzu hatırlatıyor

Bugün başka bir zorluk daha var.

Artık yalnızca kendi hayatımızı yaşamıyoruz.

Başkalarının hayatlarını da sürekli izliyoruz.

Birisi tatilde.

Birisi yeni araba almış.

Birisi evlenmiş.

Birisi terfi etmiş.

Birisi dünyanın başka bir ülkesinde.

Birisi çok mutlu görünüyor.

Ve biz bazen farkında olmadan kendi hayatımızı başkalarının seçilmiş anlarıyla karşılaştırıyoruz.

Kendi sıradan günümüz, başkasının en güzel fotoğrafının yanında yetersiz görünebiliyor.

Oysa gördüğümüz şey o insanın hayatının tamamı değil.

Yalnızca bize gösterdiği bölümü.

Ama zihin her zaman bu ayrımı koruyamıyor.

Sonra kendi hayatımızda sahip olduğumuz şeylerden çok, sahip olmadıklarımızı düşünmeye başlıyoruz.

Belki de modern insanın sorunlarından biri, hayatını yaşarken sürekli başka bir hayatın daha iyi olabileceğini düşünmesi.

Bu yüzden sahip olduklarımızın tadını çıkarmak bazen zorlaşıyor.

Çünkü gözümüz sürekli bir sonraki ihtimalde.

Sıradan günlerin değerini neden geç anlıyoruz?

Hayatımızdaki bazı anların kıymetini yaşarken fark etmiyoruz.

Ailemizle yediğimiz sıradan bir akşam yemeği.

Büyükbabamızla yaptığımız bir konuşma.

Annemizin bizi çağırması.

Babamızla çıktığımız bir yolculuk.

Çocuğumuzun anlattığı küçük bir olay.

Bir arkadaşımızla içtiğimiz kahve.

O anlarda büyük bir şey yaşandığını düşünmüyoruz.

Çünkü bunların tekrar edeceğine inanıyoruz.

Yarın yine konuşuruz.

Haftaya yine görüşürüz.

Başka bir gün yine gideriz.

Fakat hayatın en ağır gerçeklerinden biri şu:

Bazı sıradan anların son kez yaşandığını, ancak üzerinden zaman geçtikten sonra anlayabiliyoruz.

Ben de geçmişime baktığımda bunu hissediyorum.

Çocukken büyükbabamın söylediklerini dinlerdim.

O günlerde sıradan gelen bazı konuşmaların anlamını yıllar sonra daha iyi kavradım.

Bugün o günlere dönebilsem ondan yeni bir şey istemezdim.

Belki yalnızca biraz daha oturmak isterdim.

Sesini biraz daha duymak.

Bildiğim bir şeyi yeniden anlatmasını dinlemek.

Çünkü insan bazen yıllarca büyük şeylerin peşinden koşuyor.

Sonra geçmişe baktığında en çok özlediği şeyin sıradan bir akşam olduğunu fark ediyor.

Hayatı yaşamak için her şeyin yolunda olması gerekmiyor

Burada yanlış anlaşılmak istemiyorum.

Maddi sıkıntılar gerçek.

Sorumluluklar gerçek.

Geçim kaygısı gerçek.

Herkesin istediği zaman çalışmayı bırakma veya kendisine vakit ayırma imkânı yok.

Bu nedenle insanlara yalnızca:

“Anı yaşayın.”

demek bana yeterli gelmiyor.

Çünkü hayat herkes için aynı şartlarda ilerlemiyor.

Ama belki mesele bütün sorumluluklarımızdan uzaklaşmak değildir.

Hayatı yalnızca sorumluluklardan ibaret görmemektir.

Bir günün içinde küçük bir alan açabilmek.

Sevdiğimiz bir insanı aramak.

Çocuğumuzla gerçekten ilgilenmek.

Bir kitabın birkaç sayfasını okumak.

Bir akşamı hiçbir şey başarmak zorunda olmadan geçirmek.

Bazen bunlar büyük bir tatil kadar gösterişli değildir.

Ama hayatımızda önemli bir karşılıkları olabilir.

Peki neden sürekli bir sonraki hedefi bekliyoruz?

Çünkü bazen bugünkü hayatımızın yeterli olduğunu kabul etmekte zorlanıyoruz.

Bunu kabul edersek daha az çalışacağımızı düşünüyoruz.

Hedeflerimizi kaybedeceğimizden korkuyoruz.

Sanki sahip olduklarımızın değerini bilmek, daha fazlasını istemekten vazgeçmekmiş gibi geliyor.

Oysa ikisi birlikte mümkün.

İnsan daha iyi bir hayat isteyebilir.

Ve bugünkü hayatının güzel taraflarını da görebilir.

Yeni hedefler koyabilir.

Ama bütün mutluluğunu o hedeflerin gerçekleşmesine bağlamak zorunda değildir.

Çalışabilir.

Üretebilir.

Gelişebilir.

Ve bütün bunları yaparken yaşamaya da devam edebilir.

Çünkü şükretmekle ilerlemek, memnun olmakla gelişmek birbirinin karşıtı değildir.

Belki de mutluluğu yanlış yerde arıyoruz

Mutluluğu bazen ulaşılacak bir nokta gibi düşünüyoruz.

Sanki hayatın sonunda bizi bekleyen bir ödül.

Bütün işlerimizi tamamlayacağız.

Bütün sorunlarımızı çözeceğiz.

Yeterince para kazanacağız.

İstediğimiz yere geleceğiz.

Ve sonunda mutlu olacağız.

Ama hayat böyle bir söz vermiyor.

Çünkü insanın istekleri değişiyor.

Şartları değişiyor.

İhtiyaçları değişiyor.

Bugün yeterli görünen şey yarın sıradanlaşabiliyor.

Bu nedenle mutluluğu yalnızca gelecekteki koşullara bağlamak, insanı bitmeyen bir bekleyişe sokabilir.

Belki de kendimize sormamız gereken soru:

“Mutlu olmak için daha neye sahip olmalıyım?”

değildir.

Bazen daha önemli bir soru vardır:

“Bugün sahip olduğum hayatın hangi bölümünü, gelecekte özleyeceğim?”

Çünkü bugün sıradan bulduğumuz şeyler, yarın geri dönmek isteyeceğimiz hatıralara dönüşebilir.

Bugün yanımızda olan insanlar bir gün olmayabilir.

Bugün ertelediğimiz konuşmalar için yarın fırsat bulamayabiliriz.

Ve bugün sürekli geleceğe hazırlık olarak gördüğümüz hayat, aslında yaşayabileceğimiz tek hayat olabilir.

Bir gün yaşamaya başlayacağımızı sanıyoruz

İnsan bazen yıllarca aynı cümleyi kuruyor:

“Bir gün…”

Bir gün rahatlayacağım.

Bir gün kendime zaman ayıracağım.

Bir gün ailemle daha fazla vakit geçireceğim.

Bir gün gerçekten yaşayacağım.

Oysa hayatımızın en önemli yanılgılarından biri belki de burada.

Gelecekte yaşayacağımız hayat için bugünkü hayatımızı sürekli feda ediyoruz.

Sonra bir gün geriye dönüp bakıyoruz.

Çok çalışmışız.

Çok şey başarmışız.

Bazı hedeflerimize ulaşmışız.

Ama yaşamak istediğimiz bazı anları ertelemişiz.

Ve artık o anlara dönemiyoruz.

Bu nedenle bugün kendime de sormak istediğim soru şu:

“Ben gerçekten mutlu olmak için mi çalışıyorum, yoksa yaşamayı sürekli ertelemek için kendime yeni hedefler mi buluyorum?”

Çünkü insanın geleceğini düşünmesi değerlidir.

Ama geleceği düşünürken bugünü tamamen kaybetmesi gerekmez.

Belki de hayatın hakkını vermek, her gün mutlu olmak değildir.

Her istediğimize sahip olmak da değildir.

Hayat bütün eksikleriyle devam ederken, yaşamayı sürekli başka bir güne ertelememektir.

Ve belki de en ağır gerçek şudur:

Bir gün mutlu olacağım diye yaşarken, mutlu olabileceğimiz günleri tüketiyor olabiliriz.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
Okuma köşeme dön ↗
BU DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞIN
Bu yazıdan bir söz kartı
İnsan bazen hayatını yaşamıyor, mutlu olacağı günü bekliyor. — Ahmet Mertkan Koşaroğlu
PAYLAŞMAK İÇİN BİR CÜMLE

Bir düşünce,
bir başkasına ulaşsın.

Yazıdan seçilmiş bu cümleyi hikâyenizde paylaşabilirsiniz.

1080 × 1920 · PNG. Telefonda görsel açılırsa üzerine basılı tutup fotoğraflarınıza kaydedebilirsiniz.

OKURUN NOTU

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bugün sıradan gördüğünüz hangi anı gelecekte özleyeceğinizi düşünüyorsunuz?

Yazının sizde bıraktığı düşünceyi paylaşın. Yorumlar incelendikten sonra adınız ve soyadınızla yayımlanır. Yanıt verdiğimde e-posta ile haberiniz olur.

Yorumlar yükleniyor…

Bir yorum bırakın

E-postanız yayımlanmaz. Yalnızca bu yoruma verdiğim yanıtı iletmek için kullanılır; bülten aboneliği oluşturmaz. Kendi adresinizi yazın.

AHMET MERTKAN KOŞAROĞLU · YENİ KİTAP
Yaşadıkça — Doğru Bildiklerime Yeniden Bakarken kitabının ön kapağı
YAŞADIKÇADoğru Bildiklerime Yeniden Bakarken
KİTAPÇILARDA VE ONLINE SATIŞTA

Bu kitapta
biraz da
siz varsınız.

Bir kararınız. Bir kırgınlığınız.
Yıllar sonra başka türlü baktığınız bir hatıranız.

Bir hayatın içinden, kendi hayatınıza doğru.

KİTABIN ARDINDAKİ HİKÂYESize bir notum var.

İnsan bazı sözleri, söyleyen kişiye artık sarılamayacağı yaşta anlıyor.

Çocukken büyükbabamın söylediği sözleri dinlerdim. Bazılarının anlamını yıllar sonra, kendi hayatımın içinde öğrendim. Bir kararın önünde dururken, bir yanlışımdan dönerken, oğluma bakarken…

İçimden ona anlatmak geliyor. “Şimdi anladım,” demek istiyorum. Sonra, anladığımı söyleyebileceğim yerde olmadığını bir kez daha hatırlıyorum.

En çok da sıradan bir akşama dönmek isterdim. Onun işten geldiği, benim çocuk olduğum, daha önümüzde ne kadar zaman bulunduğunu düşünmediğimiz bir akşama. Biraz daha otursak. Bildiğim bir şeyi yeniden anlatsa. Sesini duysam.

O zaman tekrar gibi gelen şeyin, bir gün insanın en büyük özlemine dönüşeceğini bilmiyordum.

Annemin okumayı öğretmeye çalıştığı çocuk, şimdi bir kitap yazdı. O gün masadan kalkmak istiyordum. Bugün yazdığım her sayfada onun sabrından bir şey var. Bunu bilmesini istiyorum.

Babama kızdığım günler de oldu. Beni anlamasını bekledim. Sonra kendi kararlarımın sonuçlarıyla yaşarken, iyi niyetle de yanılabildiğimizi gördüm. İçimdeki bütün kırgınlıklar geçmedi. Ama artık ona bakarken yalnızca kırıldığım yerleri görmüyorum.

İnsan ailesini anlatırken zorlanıyor. Sevgisi de gerçek, kırgınlığı da. Aynı insana hem söyleyemediği bir sitemi hem de sarılma isteği olabiliyor.

Belki senin de bu satırları okurken aklına gelen biri vardır. Sesini özlediğin, seni bir türlü anlamadığını düşündüğün ya da sevgini zaten bildiğine inanıp söylemeyi ertelediğin biri.

Ben bazı sözlerimi artık hatıralara söylüyorum. Bazılarınıysa hâlâ duyabilecek insanlara yetiştirmek istiyorum.

Her şeyin düzelmesini beklemeden. Bütün kırgınlıklar bitmeden. Hayat biraz daha kolaylaşmadan.

Çünkü bir gün oğlum beni hatırladığında, onu ne kadar sevdiğimi anlamak için benim yaşıma gelmek zorunda kalmasın istiyorum.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
YAZILARDA BULUŞALIM

Yeni bir düşünce,
e-posta kutunuzda.

Yeni yazılarımı e-posta ile almak için abone olun. Dilediğiniz zaman abonelikten ayrılabilirsiniz.

Tüm yazılar herkese açık ve ücretsiz. Abonelik, yazıları e-postayla takip etmek isteyenler için.

Formu gönderdiğinizde aboneliğiniz başlar. Ek e-posta onayı gerekmez.